Kara Aynanın Dönüşü

Gelecekten bahsedildiğinde aklımıza hep uçan arabalar, hologramlar, ışınlanma, düşünce gücüyle yönetilebilen bilgisayarlar falan geliyor. Gökdelenlerde yaşayan acayip teknolojiler kullanan insanları düşünüyoruz hep. Özetle teknolojinin insan hayatını hep olumlu etkilediğini yani. Bize kazın ayağının öyle olmadığını anlatan yapımlar oldu. Fakat hiçbiri Black Mirror kadar etkili olmamıştı.

Kan donduran bir hikayeyle başlangıç yapıyor, teknolojinin insan hayatında nasıl problemler yaratabileceğini anlatan bir distopya olarak devam ediyordu. Karmaşık teknolojilerin içindeki basit problemlere değiniyordu Black Mirror, bu açıdan da izleyiciye kolaylıkla empati kurduruyor, insanın boğazında bir yumru bırakıyordu. Mesela ilk sezonun son bölümünde insanların hayatlarını beyinlerindeki implanta kaydedebilmesi üzerinden, bir adamın aldatıldığını anbean izlemesi anlatılıyordu. Aldatılmak düşüncesi bile insan için öldürücü iken, bunu öğrenmek ve kamera kaydı gibi izlemek nasıl bir şeydir iliklerinize kadar hissettiriyordu. Bunu da inanılmaz boğucu bir atmosferde yapıyor, tanınmamış oyuncular kullanarak gerçekçiliğini iki kat arttırıyordu. İkinci sezonuyla da ilk sezonunu aratmayan yapım, insan hayatının nasıl bir reality show’a dönüşebileceğine, adalet ve ceza sisteminin teknolojiden nasibini nasıl alacağına dair çok vurucu teoriler öne sürüyordu.

İkinci sezonun ardından Black Mirror’ın sona erdiği haberini aldık. Bu üç yıllık süreçte dizi tüketiminde bir devrim yaşadık ve 2016 yılında Black Mirror’ın Netflix’te yeniden başlayacağını öğrendik. Artık Black Mirror çok daha göz önünde olacaktı. Hollywood oyuncuları oynayacak, milyonlar izleyecekti. Yani bağımsız bir iş gibi görünmeyecekti. Gerçekten de 3.sezonuyla eski görüntüsünden çok ufak kırıntılar kaldığı farkediliyordu. Özellikle ilk bölümü, dizinin bilindik atmosferinden çok uzaktı. Devam eden bölümlerde ise iyi işler de yok değildi. Shut up and dance bölümü ilk bölüm kadar rahatsız ediciydi. Fakat Nosedive ya da San Junipero gibi bölümler Black Mirror’ın genele hitap etmek adına ne kadar değişim gösterdiğinin kanıtıydı. Bilinci Cloud’a yüklenerek ütopyada yaşayan yaşlı lezbiyenler benim ilgimi çekmiyor. Ben Black Mirror’ı domuza dayayan İngiliz Başbakanı rahatsız ediciliği için seviyorum. Herhangi bir romantik komediye yerleştirilmiş teknolojik referanslar için değil.

-Buradan sonrası spoiler içeriyor!-

Black Mirror’ın yeni sezonu da bu anlamda tam bir hayal kırıklığı. İlk bölümle başlayayım; tamamen dikkat çekmek üzerine yapılmış. Star Trek öğeleri kullanılmış. Ne bir gerçekçiliği var ne de mantığı. Hatta eğlenceli diyebileceğimiz bir bölüm. Hiçbir ters köşesi yok ve Black Mirror kalitesinden çok uzak. İkinci bölümde de aynı hastalık devam ediyor. Çocuğunu her an izleyen bir anne buradaki konu. Aslında bir ahlak muhasebesi. Yani buradaki izleme teknolojisini alın yerine çocuğunun telefonunu karıştıran bir anne koyun hiçbir şey değişmiyor. İzole bir ortamda büyümüş çocuk hikayesini çok izledik. Bu yüzden orijinal bile değil bu bölüm. Saçma sapan da bir sonla bitiyor. Gerçekten çöp bir bölüm.

Sırada üçüncü bölüm var. Bu bölümle bende işler kopma noktasına geldi. Hepi topu altı bölümün üçü kötü demekti bu. Birbirinden orijinal senaryolar yazmış Charlie Brooker’ın tıkandığının kanıtı bu bölüm. 2016 yapımı İspanyol filmi Contratiempo’yu izliyordum sanki. Ya da herhangi bir suç filmi.

Geçmişte karıştığı bir kazayı örtbas etmek için önüne geleni öldüren bir kadın. Black Mirror etkisi vermek için konuya hafıza okuyabilen bir cihaz eklenmiş. Dördüncü bölüm… Tinder’ı bir çıkış noktası alarak, sistem üzerinden tanıştırılan insanlar hakkında. En sonunda gerçek aşkı buluyorlar. Romantik komedi mi lan bu! Beşinci bölüm de aynı şekilde. Herhangi bir kıyamet sonrası ya da zombi filmini almışlar, insanları öldüren teknolojik robotlar eklemişler, bir de siyah beyaz çekmişler. Alın size Black Mirror. Yapmış olmak için yapılan bölümler bunlar. Aşina olduğumuz Black Mirror atmosferi asla yok. Zekice yazılmış bir senaryo yok, tüyleri diken diken eden bir konu yok, boğazda bıraktığı bir yumru yok. Black Mirror’ın en iyi yaptığı şey olan empati kurma işi ortadan kalkmış, sizi şaşırtacak hiçbir şey yok. Mastürbasyon yaptığı görüntülerle tehdit edildiği için açığınız çocuğun aslında pedofil olduğunu gösterip sizi darmaduman eden bir dizidir Black Mirror. Başka bir şey değildir. Saydığım dört bölüm bunu yapmaya meyil bile etmiyor. Yılların bilim-kurgu, romantik-komedi, crime ve kıyamet sonrası konularını toparlayıp bunlara birer teknolojik zamazingo eklemişler. Gerçekten de ziyan olmuş. İsmini lekemişler.

Konuşmaya değer tek bölümü son bölüm olan Black Museum. (Bu bölümde Brooker’ın, Penn Jilette’nin Pain Addict hikayesini de senaryoya uyarladığını söylemeden geçmeyelim) Her şeyden önce geçmiş bölümlere ait objelerin bir müzede sergileniyor olması mükemmel bir düşünce. O müzeden yepyeni bir sezon çıkardı gerçekten de. Başroldeki abimiz Douglas Hogde’a çok büyük bir sorumluluk verilmiş, kendisi de hakkını sonuna kadar vermiş. Müthiş oynuyor, hikayeleri anlatırken kullandığı jest ve mimikler harika. Hikayeler ise başlı başına olay. Hikayelerde de geçmiş bölümlere ait referanslar var. San Junipero bölümü gibi. Bu da sizin kafanızda bazı parçaların birleşmesini sağlıyor ki bu çok güzel bir olay. Bu hikayeler ise idam mahkumu hikayesinde birleşiyor. Böylece ortada kopuk bir şey kalmıyor. Bölümün sonunda ise Black Mirror’a yakışan bir twist geliyor. Kesinlikle iyi bir bölüm.

Tabi ki Black Museum’un iyiliği diğer beş bölümün günahlarını affettirmiyor. İlk iki sezonun ardından başkalaşımı gerçekleşen Black Mirror, sanırım ölmeye başlıyor. Tek bir kişinin uzun yıllar boyunca aynı vuruculukta hikayeler yazmaya devam edebilmesi zaten şaşırtıcı olurdu. Fakat bu denli efsane bir işin kıvrandığını görmek sevenleri için de acı verici. Belki de Charlie Brooker’ın yazdıklarının yanında artık, bu temaya uyabilecek başka özgün hikayelerin de kullanılmaya başlaması gerek. Bekleyip göreceğiz.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir