Kahrolsun İstibdat, Yaşasın Hürriyet!

Gazeteci Ahmet Şık, tam 495 gün hapis yattıktan sonra geçtiğimiz gün serbest bırakıldı. 24 Temmuz 2017 günü Cumhuriyet Gazetesi’nden arkadaşlarıyla birlikte ilk kez mahkemeye çıkarıldı. Tüm duruşmalarda olduğu gibi Ahmet Şık, yine tüm dava sürecinde de olduğu gibi mahkemenin siyasal iradenin baskısı altında kaldığına vurgu yaptı. Duruşmanın içeriğine ilişkin savunma vermedi…

Cumhuriyet Gazetesi muhabirlerinden olan Ahmet Şık ilk olarak 26 Aralık 2016 tarihinde İstanbul’daki evinden göz altına alınmıştı. Gözaltına alındığında ise kendi twitter adresinden “Gözaltına alınıyorum. Bir twittle ilgili savcılığa götürülecekmişim” sözleriyle paylaşmıştı. Aradan üç gün geçtikten sonra 29 Aralık gününde ise mahkeme tarafından tutuklanmasına karar verildi.

Duruşmanın ilk gününde mahkeme tarafından kimlik tespiti yapılırken kendisine iletilen mal varlığı sorusune ise “Tek dikili ağacım kızım” cevabını verdi… O tarihten 24 Temmuz 2017 tarihine kadar mahkeme önüne hiç çıkarılmayan Şık, 24 Temmuz ile 9 Mart 2018 tarihine kadar çeşitli aralıklarla mahkemede savunmasını verdi. Ancak savunmalarında hiçbir zaman davanın içeriğiyle ilgini konuşma yapmadı. Her defasında yargılamanın usülüne değindi ve hukuk devleti ilkeleriyle bağdaşmayan bir yargılama olduğuna dikkat çekti. Zaman zaman yaptığı konuşmalar sonrasında mahkeme heyeti ile gerginlikler yaşadı ve hatta bir keresinde salondan dışarı çıkarıldığı da oldu. Bir dava sürecinde ise duruşma savcısı ile arasında şöyle bir diyalog geçti:

Savcı: İddianameyi okumadınız mı?

Şık: Pek dikkate almadım.

Duruşmanın devamında ise Ahmet Şık: “Ben yazımın sansürlendiği, ya da başka bir arkadaşımın yazısının sansürlendiği yerde çalışmam, istifamı basar giderim. Ben sansür ve otosansürü demokrasiyi baltalamaya yönelik bir girişim olarak görür, orada çalışmam.” Mahkeme başkanının; “Gazetecilik sınırsız özgürlük müdür?” sorusuna Şık; “Sınır gazetecinin hakikatle ilişkisi ve kamu yararıdır” şeklinde cevap verdi. Devamında mahkeme başkanı; “İddianamenin takıldığı bazı yerler var” açıklamasına “En iyisi siz o iddianameyi çok kaale almayın” sözleriyle suçsuzluğuna olan inancını yaptığı bu iddialı açıklamalarla göstermiş oluyordu.

Haberlerle ilgili dava açma süresi dört aydır, bunu bilmeyen savcı hukuk fakültesini yeniden okumalı. Üç gündür bu davanın saçmalığını arkadaşlarım anlattı, aslında içeriğine dair söyleyeceğim bir şey yok, açıklamalarıyla da mahkemenin aslında duruşma sürecini siyasal güç sebebiyle devam ettirdiğini anlatmak istiyordu…

Davanın ikinci duruşmasında ise Ahmet Şık mahkeme heyetine şunları söyledi: “Hukuktan; hak, adalet, vicdan ve liyakati çıkardığınızda geriye kalan ne ise, Türkiye yargısı şu an odur. Gayet iyi biliyoruz ki hak, adalet, hukuk, insanlık çağrıları size ulaşmıyor. Dolayısıyla, hiçbir talebim de olmayacak” sözleriyle dile getirdi. Yeri geldi mahkeme heyetiyle de tartışmaktan çekinmedi ve Bu dava bir siyasi linç davası, bu nedenle siyasi değerlendirmelerim olmayak, şeklinde korkusuzca dile getirmişti söylemek istediklerini… Duruşma süreçlerini ve mahkeme koridorlarında yaptığı cesur ve özgürlüğe yönelik açıklamalarıyla hep akıllarda yer almıştı Ahmet Şık, hatta bir keresinde yaptığı “Kahrolsun İstibdat, Yaşasın Hürriyet cümlesi ile de herkesin aklına kazınmasına neden olmuştu.

İşte böyle bir dava sürecinin sonunda Murat Sabuncu ile birlikte yargılandığı davadan tahliye edildi Ahmet Şık. Tahliye sonrasında ise Akın Atalay’ın içeride olduğunu belirtirken “Sevinçli olmanızı istemiyorum. Umudumuzu öfkemizle bileyeceğiz” dedi. Öte yandan, Cumhuriyet Davası’nın bir diğer sanıklarından Cumhuriyet Gazetesi yazarı Kadri Gürsel’in tahliyesi sonrasında sembol olmuş öpüşme fotoğrafının bir benzeri de Ahmet Şık’tan geldi. “Ahmet çıktı, yine yazacak” sloganlarının atıldığı tahliye sonrasında Şık, eşi Yonca Şık ile öpüştü…

“6 yıl önce yine bir mart ayında buradan çıkmıştım. Bugün yine bir mart ayı. O günden bugüne değişen tek şey faşizmin sahibinin ortaklarından birinin eksilmesidir. Ama bu ülkede sevineceğimiz bir gün gelecek. Çünkü bu mafya saltanatının biteceğini ben sizlere garanti ediyorum. Hakikaten inanan herkes bilsin ki bu mafya saltanatı hak ettiği yere gidecek. İşte biz o gün sevineceğiz.”

Tahliye sonrası Murat Sabuncu ise: “Düşünce ve fikir özgürlüğü yüzünden cezaevinde sadece biz yoktuk. Hala gazeteciler, avukatlar, milletvekilleri, hak savunucuları cezaevinde. Biz dışarı çıktık diye Türkiye’nin problemleri düzelmedi. Bizim gazete olarak gazeticiler olarak görevimiz bu hak mücadelesinde daha evvel yaptığımız gibi korkusuzca bu işi yapmaya devam etmek. Herkes şunu unutmasın, biz dışarıdaysak dayanışma sayesinde dışarıdayız” ifadelerini kullandı…

Böyle bir dava süreciydi işte onların ki. Benzer süreçlerde olan ve hala tutukluluğu deva eden birçok gazetecimiz var. Bu dava sürecinde özellikle Ahmet Şık’ın dik duruşu, eminim ki diğer meslektaşlarına da örnek olacak cinstendi. Bu tarz hakikati yazmaktan çekinmeyen ve doğru bildiği işi yaparken hapisaneye düşmekten dahi çekinmeyen tüm hakikat savunucularına burdan selam olsun…

Mersin’de “Bozkurt” Selamı

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan yapacağı Ak Parti İl Kongresi’ne katılmak üzere gittiği Mersin’de salon önünde kendisini karşılayan kalabalığa hitap etti. Konuşma sırasında sefer emrini bir kez daha hatırlatan Erdoğan, dinleyiciler tarafından yapılan “Reis bizi Afrin’e götür” sloganları üzerine “Sefer görev emri geldiği zaman önce ben, sonra hep beraber gideceğiz, çünkü biz şehadete inanıyoruz” sözleriyle hamaset yapmaktan geri kalmadı. Recep Tayyip Erdoğan, yaklaşan cumhurbaşkanı seçimleri ve Milliyetçi Hareket Partisi ile olan ortaklığını verdiği “bozkurt” selamı ile pekiştirdi. MHP ile yaptığı ortak dayanışma sonrası Kürt seçmenleri karşısına alacağı aşikar olan Erdoğan, İyi Parti ile “milliyetçi” kesimin oyları için kıyasıya bir rekabet olacağının mesajını da vermiş oldu…

UBER Hakkında…

Geçen gün sosyal medyada rast geldiğim bir yazıyı sizinle paylaşmak istiyorum: “Uber ve taksi ile yabancı ve yerli futbolcu tartışmasını birbirine çok benzetiyorum. Uber, işini daha iyi yaptığı ve kaliteyi yükselttiği için taksiciler tarafından istenmiyor. “Sanırım bizim toplumumuzun bir sorunu da bu, daha çok çalışması gerektiğinde en çok çalışanı kötülemek” yazan arkadaşı buradan tebrik etmek istiyorum. Benim de düşüncelerimi birebir açıklamış… Hele bir de dayak olayı var ki, bahsi geçince bile sinirleniyorum. Umarım bu olayla ilgili ciddi yaptırımlar bir an önce gelir…

Alexandrov Rus Kızılordu Korosu

Yıllardır en sıkı dinleyicilerinden biriyim Kızılordu Korosu’nun. Marş dinlemeyi oldum olası çok severim zaten. Hele bir de Rusya’nın eski dönemlerine aitse bu durum daha da şahane oluyor… Takip edenleriniz bilir zaman zaman Türkiye’ye gelerek sevenleri için turne yapıyorlar. İlk defa bu sene, 2018 yılında, canlı gözle izleme fırsatım oldu.

Tek kelimeyle mükemmeldi. İzlerken herkes o kadar mest olmuştu ki, eserlerin icra edilmesi sonrası salonda çıkan alkış sesleri, hala kulaklarımı tırmalıyor… Kuruluş yılı 1928 olan koronun, 2016 yılında konser için bindikleri uçak kazası sonrası koro üyelerinin birçoğu (64 kişi) bu kaza sonrası hayatlarını kaybettiler. Ancak bu kaza sonrası yerlerine gelen yeni ekiplerle hayatlarını devam ettiriyorlar. Değişik birliklerden gelen, farklı rütbelerde subay ve askerlerin görev aldığı solistler, koro elemanları, orkestra ve dans gruplarından oluşuyor. Burdan sevenlerine bir kez daha seslenmek istiyorum. Olur da ilerleyen yıllarda ülkemize yeniden gelirlerse, bu muhteşem konseri mutlaka izleyin…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir