Justice League

Geçtiğimiz hafta Flashpoint’le ilgili yazımı, Justice League’i henüz izlemediğimi belirterek bu filmin akıbetine göre tekrar yorumlamanın doğru olacağını ifade ederek sonlandırmıştım.

Evet bu filme dair korkularım vardı. DC Comics’in yaptığı büyük hatalardan ve hata yapmak için özellikle uğraşmalarından kaynaklıydı bu korkular fakat Justice League gerçekten iyi bir film olmuş. Farkındayım, uzun süredir çizgi romanlarla ilgili yazılar üst üste geldi. Siz dehşet sayıdaki okuyucu kitlemden af dileyerek bu hafta da Justice League ile ilgili bir inceleme yazmak istiyorum.

Korkular dedik. Neydi bunlar? Kısaca anlatmak gerekirse; DC bu genişletilmiş evren işine girerken önce Superman karakterine bir reset attı ve Henry Cavill’le yeni bir başlangıca girişti. Film adeta bir çorba gibiydi. Yer yer Avatar esintileri taşırken, yer yer Matrix’e kaçan noktaları vardı. Superman seçimi iyiydi ama film o kadar kötüydü ki Henry Cavill arada kaynayıp gidiyordu. Justice League’de Superman çok iyi.

DC, Superman ve Batman’ini kapıştıracak bir filmle evren işine bir giriş yapmaya karar verdi. Superman’in kendine ait bir filmi halihazırda çekilmişti. Batman ise Nolan’ın üçlemesinin ardından Ben Affleck’e emanet edilmişti. Ben Affleck’in Batman’inin bir orijin hikayesi yoktu. DC bunu umursamadan seyirciye hikayesini anlattığı bir karakterle, yepyeni bir karakterin dövüştüğü bir film sundu. Bu da yetmezmiş gibi yine hikayesini bilmediğimiz Wonder Woman da bu filmde yancılık yapıyordu. İşin içine bir ton da yan öğe girince bu karakterleri tanımaya fırsatınız olmuyor, karakterler göze batıyordu. Justice League de Batman ve Wonder Woman hiç göze batmıyor. Hiçbir boka benzemeyen bu film doğal olarak bir rezillik olarak DC’nin alnına çalındı. Justice League orijin hikayesi anlatılmayan üç karakter daha içeriyor. Film buna rağmen çok iyi. Peki bu filmi iyi kılan sebepler nedir?

Bir kere bu film, evrenin geleceği ile ilgili umut verici öğeler barındırıyor. Kısa kısa da olsa verimli şekilde güzel tanıtıyor karakterlerini. Aşırıya kaçan bir şey yok. Her şeyden önce bu takımın toplanmasındaki sebepler çok güzel anlatılmış. Ortada bir tehdit var ve Batman bununla baş edemeyeceğini farkediyor. Bu da Batman’in dakikalarca düşmanla dövüşüp yenilmesiyle anlatılmamış. Alfred’in tek sözü koca olayı özetliyor; “Keşke tek derdimiz patlayan penguenler olsaydı.”

Sonraki süreçte takımın toplanma aşamasına geçiyoruz. Burada da karakterlerimizi tanımaya başlıyoruz. Bir önceki filminde hikayesini izlediğimiz Wonder Woman, Batman’e yardımcı oluyor. Böylelikle tanımadığımız karakterler olan; Aquaman, Flash ve Cyborg’u daha uzunca tanıma fırsatımız oluyor. Yani seyirci bu karakterleri zaten çizgi romanlardan biliyor. Fakat film içinde bu karakterlerin tanıtılma sekansları uzatılırsa, film derinlik kazanır ama süresi bakımından sıkıcı hale gelir. Bu açıdan Flash en geyik karakter olduğu için kısa bir sekansta hayatı için elle tutulur bir şeyler yapmak isteyen bir çocuk imajını hızlıca çizip, gruba dahil olmayı da aynı hızla kabul ediyor. Böylelikle de diğer iki karakterimize daha uzun süreler kalabiliyor. Filmin yaptığı en iyi şeylerden biri de bu. Karakterlere eşit oranda süre ve sorumluluk verilmiş. Hiçbir karakter, diğerinin altında ezilmiyor. Yani bu bir Batman filmi olmamış. Tam bir takım çalışması filmi olmuş. Hatta bununla ilgili çok yoğun bir eleştiri var. Batman nasıl bu kadar zayıf gösterilir diye. Bir Batman fanboyu olarak bu durum beni zerre rahatsız etmedi arkadaşlar. Batman kendi içinde çok güçlü bir karakter kabul. Pek çok farklı güç ve yapıda düşmanlarını da yenmeyi başardı, evet hatta Superman’i bile dövebilmesini sağlayacak ekipmanları var bunu da kabul ettik. Ancak süper hızlı bir adam, bir robot, okyanusların kralı ve amazonların kraliçesinin yanında sonsuz güçlü bir uzaylı istilasına karşı ne kadar kendini gösterebilirdi ki? Keza filmde bu olay kademeli olarak artıyor. Yani bu haddini bilen Batman profilinin kendi içinde bir gerçekçiliği var. Kahramanlarımız ne kadar güçlü olursa olsun çözümün Superman’de olduğu konusunda fikir birliğine varıyorlar. Bakın bu çok doğru, Superman’i insanlaştırmaya çalıştı DC. Sakal bıraktırdı, hayata küstürdü, yenilebilir gösterdi. Bu derin bir yanlış. Ne olursa olsun Superman evrendeki en güçlü canlı olarak yazılmıştır. Ne yaparsanız yapın bu gerçeği değiştiremezsiniz. Filmde de bu gerçek yadsınmamış. Bir noktada herkes Superman’e ihtiyaç duyar olmuş. Bu da Superman Show olarak yansıtılmamış. Superman ideal süre içinde olması gerektiği kadar müdahale ediyor bu sürece. Böyle olunca da diğer karakterlerimiz de kendi şovlarını yapabiliyor durumda oluyorlar. Kahramanlarımızın bu film içindeki kaynaşma hızı ve uyumu sonraki filmler için de büyük umut vadediyor. Yalnızca Ezra Miller’ın Flash performansı ve diğer kahramanlarla etkileşimi bile pek çok şeyi kurtarıyor. Yani Justice League için karakterlerin oturduğu ve evrenin bundan sonraki filmlerine temel hazırlayacak bir yapım diyebiliriz.

Bunun dışında film içi dinamiklerden biri de karakterlerin dönüşümü. Bu Marvel’ın başarısının DC için bir örnek teşkil etmesinden geliyor. Daha önce de söyledim. Marvel karakterleri cidden komik. Bu yüzden renkli ve geyik filmler yaparak izleyiciyi bağlayabiliyorlar. DC de bunu yapmaya çalışmış ancak kesinlikle dozu aşmamış. Evet, sorunlu ve psikopat bir Batman izlemiyoruz çünkü bunu yapabilmek için çok ciddi ve karanlık bir film çekilmesi gerekir. Batman’i aslına yakın resmetmek isterseniz Flash’ı ve Aquaman’i bu atmosfere sokmak için onlardan ödün vermelisiniz. Aksi takdirde birbirinden kopuk karakterleriniz olacaktır. Ya da ruh hastası bir Batman’e, Superman’i gruba dahil etme kararını nasıl verdirebilirsiniz? Bir önceki filmde birbirlerine giren iki karakterden bahsediyorum.

Özetle DC radikal bir karar alarak tüm karakterlerini eşit oranda yumuşatma eğilimi göstermiş. Bence kurgunun sağlığı açısından harika bir karar olmuş. Esprili bir Batman-Superman ne alaka diye içimizden geçse de, günümüz için aksi de pek mümkün değil. Belki de son dakikadaki Joss Whedon payıyla Avengers’ın başarılı şablonu üzerine özgün DC havası katılarak oluşturulmuş Justice League. Takımın abileri var, komiği var, asisi var, güçlü bir kadını var. Her şeyden önce de bu takım arasında bir uyum var. Bu filmin günahları yok mu, elbette ki var. Fakat ben DC’den yeni bir facia beklerken geleceğe ümitle bakan bir havaya büründüm. Eğer bundan sonra da Ben Affleck Batman’i oynamayı bırakmaz, Superman’in hayvani gücü doğru dozajda verilirse ve doğru iş doğru kişilere emanet edilirse DC cephesinden çok sağlam işler görebileceğimize eminim.  Zaten genel olarak beğenilen bir Batman ve Wonder Woman’ımız vardı. Superman artık doğru bir hamleyle tekrardan insanlığın umudu olarak resmediliyor. Aquaman ve Cyborg gayet iyi, Flash zaten şahane. Oyuncuların da bu uyumu ile Flashpoint’in de mükemmele yakın olmaması için hiçbir sebep yok.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir