Sümer Tabletleri (Tanrı Enki’nin Sözleri) 4.Tablet 1.Bölüm

Alalu’nun Gemisi Nibiru’ya Gidiyor

Yükselişin sözleri ışınlandı Nibiru’ya ve Nibiru’da büyük bir bekleyiş başladı. Abgal büyük bir güvenle yönlendiriyordu arabayı. Kingu’nun (Ay) çevresinde bir çember çizdi, onun ağ güçleriyle hız kazandı. Bin lig, on bin lig boyunca yol aldı Lahmu‘ya (Mars) doğru. Onun ağ gücüyle Nibiru’ya doğru bir yön kazandı. Lahmu’nun ötesinde Dövülmüş Bilezik (Asteroid Kuşağı) fırıl fırıl dönmekteydi. Abgal hünerle ışıldattı Ea’nın kristallerini ki açılmış yolu bulabilsin.

Kısmet onun yüzüne güldü. Bileziğin ötesine geçtiğinde araba Nibiru’dan ışınlanmış işaretleri alıyordu artık, yön yuvaya doğruydu. İleride, karanlıkta Nibiru’nun kırmızımsı ışıltısı, tam görülecek manzaraydı. Araba artık ışınlanan işaretlerle yönlendiriliyordu. Nibiru’nun etrafında üç kez turladı, onun ağ gücüyle yavaşladı. Gezegene yaklaşırken, Abgal atmosferdeki gediği görebiliyordu.

Getirmekte olduğu altını düşününce kalbi daraldı. Atmosferin kalınlığından geçerken ışıldadı araba, sıcaklığı dayanılmazdı. Abgal arabanın kanatlarını beceriyle yaydı. Böylelikle iniş sağnacaktı. Ötede arabaların yeri uzanmaktaydı, davetkar bir manzara. Abgal arabayı ışıklarla seçilmiş bir yerde yere indirdi yavaşça. Kapağı açtı. Aman ne kadar büyük bir kalabalık toplanmıştı.

 

Anu Abgal’ı Karşılıyor, Altın Tozları İşe Yarıyor

Anu ona doğru yaklaştı, kucaklayıp sıcak sözler söyleyerek hoş karşıladı. Kahramanlar arabaya koşturdular, altın sepetlerini dışarıya taşıdılar. Sepetleri başlarının üzerinde taşıyorlardı. Orada toplananlara zafer söylevi çekti Anu. “Kurtuluş burada” diyordu halka. Abgal’a eşlik ettiler saraya dek. Dinlensin ve tüm eşlik ettiklerini anlatsın diye. En göz alıcı manzaraydı altın. Bilginler çabucak götürdüler onları ki;

En incesinden toza döndürüp göğe doğru fırlatmaya hazırlasınlar. (Bugün biliyoruz ki atmosferdeki Ozon Tabakası’ndaki delik ya da incelmeler altın tozlarıyla kapatılabilir) İşlemek bir şar aldı. Sınamalar bir şar sürdü. Roketlerle yükseklere taşındı tozlar, kristallerin ışınlarıyla serpildiler. Gediğin olduğu yerde bir iyileşme başladı. Neşeyle doldu saray, ülkede bolluk bereket bekleniyordu. Anu iyi haberi Dünya’ya ışınladı. “Altın kurtuluş getiriyor. Altın çıkartmaya devam edilsin”

 

Abgal Daha Çok Altın İçin Dünya’ya Dönüyor

Nibiru, Güneş’in yakınına gelince altın tozları onun ışınlarından dolayı bozuldu. Atmosferdeki iyileşme azaldı, gedik yine eski büyüklüğüne döndü. Anu, Abgal’a Dünya’ya dönmesini emretti. Arabada daha çok kahraman vardı. İç kısımlarına daha çok suyu emen ve tüküren konulmuştu. Onlarla birlikte Abgal’a yardımcı kılavuzluk eden Nungal da arabadaydı. Abgal Eridu’ya döndüğünde büyük sevinç yaşandı.

 

Ea Nasıl Daha Çok Altın Bulacağını Düşünüyor

Ne çok selamlaşma, ne çok kucaklama… Yeni su işlerini Ea dikkatle inceleyip düşündü. Yüzü gülüyordu ama kalbi sıkışmaktaydı. Şar zamanı gelince Nungal arabaya binmiş, ayrılmaya hazırdı. Arabanın iç kısımlarında yalnızca bir kaç sepet altın vardı. Ea yüreğinde, Nibiru’nun hayal kırıklığını şimdiden hissediyordu. Ea ile Alalu konuştular, bilinenleri bir daha tartıştılar.

Göksel savaş sırasında kesilen Tiamat’ın (Dünya’nın atası gezegen) başı idiyse Dünya, altın damarlarının kesilip ikiye ayrıldığı boynu neresiydi? Dünya’nın iç kısımlarından dışarı çıkan altın damarları neredeydi? Gök odasına binen Ea, dağların ve vadilerin üstünden geçmişti. Okyanuslarla ayrılmış karaları Tarayan ile incelemişti. Tekrar tekrar aynı gösterge görülüyordu. Kuru toprağın kuru topraktan koparılıp açıldığı yerde Dünya’nın iç kısımları ortaya çıkmıştı.

 

Ea Altının Afrika’da, Toprak Altında Olduğunu Keşfediyor

Kalp şeklini alan kara kütlesinin alt kısımlarında  (Afrika, Afrika gerçekten de kalp şeklindedir. Gerçek kalp insanların çizdiği bilinen kalp değildir) Dünya’nın iç kısımlarından çıkan altın damarları boldu. Ea bu bölgeye Abzu (Güneydoğu Afrika) adını verdi, altının doğum yeri anlamındaydı. Sonra Ea, Anu’ya şu bilgelik sözlerini ışınladı. “Dünya gerçekten de altınla dolu. Altın sulardan değil, damarlardan alınmalı. Dünya’nın sularından değil, iç derinliklerinden çıkartılmalı altın. Okyanusun ötesinde bir bölgeden, Abzu olarak bilinsin, bolca altın çıkartılabilir.”

 

Anu Enlil’i  de Dünya’ya Gönderiyor

Sarayda büyük bir şaşkınlık vardı, alimler ve danışmanlar Ea’nın sözleri üstünde düşündüler. Altının elde edilmesi konusunda tam bir fikir birliği vardı ama bunun Dünya’nın iç kısımlarından nasıl çıkartılacağı hakkında da pek çok tartışma vardı. Toplananlar arasından bir prens söz aldı, Enlil’di bu, Ea’nın üvey kardeşi. Önce Alalu, sonra damadı Ea tüm umutları suya bağladı.

Suyun altını sayesinde kurtuluş güvencesi verdiler. “Şar be şar bekledik hepimiz kurtuluşu, şimdi başka sözler duymaktayız. Hayallerin bile ötesinde bir göreve kalkışmaktan söz ediyorlar, altın damarlarının kanıtları gerek. Başarıyı sağlayacak bir plan yapılmalı” Enlil toplananlara böyle dedi; sözlerini dinleyenlerin çoğu onunla aynı fikirdeydi. “İzin verin de Enlil gitsin Dünya’ya” diyordu Anu.

“Kanıtı elde etsin, ortaya bir plan koysun. Onun sözlerine kulak verilsin, sözleri emir kabul edilsin” Toplananlar oy birliğiyle razı oldular. Enlil’in uçuş görevi onaylandı. Enlil baş naibi Alalgar ile Dünya’ya gitmek üzere yola çıktı. Alalgar’dı kılavuzu. Her birine birer gök odası verilmişti. Anu’nun, kralın sözleri, kararları Dünya’ya ışınlandı. “Görevin komutasını Enlil alsın, sözleri emir bilinsin.”

 

Enlil Dünya’da Komutayı Ele Alıyor

Enlil Dünya’ya vardığında üvey kardeşi Ea onu sevgiyle kucakladı, kardeşin kardeşi karşıladığı gibi hoş karşıladı Ea, Enlil’i. Enlil, Alalu’nun huzurunda hürmetle eğildi, pek zayıf çıktı Alalu’nun hoş geldin sözleri. Kahramanlar Enlil’e heyecanla “hoş geldin” diye bağırdılar. Komutandan çok şey bekliyorlardı. Enlil beceriyle emretti, gök odalarının birleştirilmesini.

Bir gök odasıyla yükselip süzüldü; baş naibi Alalgar onun kılavuzuydu. Abgal’ın kılavuzluğunda Ea da bir gök çemberine bindi, onları Abzu’ya götürecek yolu gösterdi. Kuru toprakları taradılar, okyanuslara dikkatle baktılar. Yukarı denizden aşağı denize dek karaları taradılar. Yukarıda ve aşağıda ne varsa hesaba döktüler. Abzu’da toprağı sınadılar. Gerçekten de oradaydı altın, pek çok toprak ve kayayla kaynaşıp birleşmişti.

 

Enlil Daha Çok Şehir ve Havalimanı Planlıyor

Sularda bulunduğu gibi saf değildi, bir karışımın içine saklanmıştı. Eridu’ya geri döndüler. Buldukları üstünde düşündüler. Eridu’ya yeni görevler verilmeliydi, “Dünya’da tek başına devam edemez.” Böyle diyordu Enlil; büyük bir planı tarif ediyor, çok daha geniş bir görev öneriyordu. Daha çok kahraman getirilmeliydi buraya, daha çok yerleşim kurulmalıydı. Dünya’nın derinliklerinden altını çıkartmak için, altını karışımın içinden ayırmak için.

Gök gemileriyle ve arabalarla taşınmalı, bu işleri yapmak için iniş yerleri olmalı. “Yerleşimlerden kim sorumlu olacak, Abzu’nun komutasını kim alacak?” Böyle soruyordu Ea, Enlil’e. “Genişleyen Eridu’nun komutasını kim alacak, yerleşimleri kim denetleyecek?” Böyle diyordu Alalu. “Gök gemilerinin ve iniş yerinin komutası kimde olacak” diye soruyordu Anzu. Şöyle yanıtladı Enlil: “Anu Dünya’ya insin, kararları o versin.”

 

Anu Dünya’daki Planlar Üzerine Son Kararı Vermek İçin Dünya’ya Geliyor

(Burada anlatılanlar, Anu’nun nasıl Dünya’ya geldiğinin, Ea ve Enlil’in nasıl kura çektiğinin, Ea’ya nasıl Enki unvanının verildiğinin, Alalu’nun nasıl ikinci kez Anu’yla güreştiğinin öyküsüdür)

Bir gök arabasıyla yolculuk etti Anu Dünya’ya. Gezegenlerden geçen yolu izledi. Lahmu’nun (Mars) çevresinde kılavuzu Nungal bir tur attı ki Anu yakından bakabilsin diye.

Bir zamanların Kingu’su olan Ay’ın çevresinde turlayıp hayranlıkla baktılar. Orada da altın bulabilme şansı göze alınabilir mi, diye geçirdi içinden Anu. Sazlıkların yanı başındaki sulara indi arabası. Onun gelişi için sazdan sandallar hazırlatmıştı Ea, Anu yelken açıp çıkacaktı karaya.

Yukarıda gök odaları süzülmekteydi. Krallara layık bir karşılamaydı bu. En öndeki sandaldaydı Ea, kral babasını ilk karşılayan olmak istiyordu. Anu’nun önünde eğildi, sonra Anu onu kucakladı. “ Evladım, ilk oğlum” diye haykırdı Anu ona. Eridu’nun meydanında kıtalar halinde durmaktaydı kahramanlar. Krallarının Dünya’ya gelişini krallara layık biçimde kutluyorlardı. Tam önlerinde durmaktaydı Enlil, komutanları. Kral Anu’nun önünde saygıyla eğildi ve Anu onu göğsüne kapatıp kucakladı. Alalu da orada, ne yapacağını bilmez bir halde durmaktaydı.

Anu onu da selamladı. “Yoldaşlar gibi el sıkışalım” dedi Alalu’ya. Biraz ikircikli, öne doğru bir adım attı Alalu ve Anu’yla el sıkıştı. Anu için bir yemek hazırlanmıştı. Akşam vakti Ea’nın, onun için inşa ettiği sazdan kulübeye çekildi. Ertesi gün, Ea’nın başlattığı hesaba göre yedinci yani dinlenme günüydü. Keyif çatmakla ve kutlamalarla geçen bir gündü, kralın gelişine layık bir gün.

 

Anu Dünya’yı Gezerek Gözlemliyor

Ertesi gün Anu’nun huzuruna çıkan Ea ve Enlil bulguları sundular. Ne yapıldığını ve neler yapmak gerektiğini onunla tartıştılar. “Şu toprakları ben de göreyim” diyordu Anu onlara. Hepsi gök odalarıyla göğe çıktılar, denizden denize uzanan karaları gözlemlediler. Abzu’ya dek uçtular, altını gizleyen toprağına indiler. “Altını çıkartmak çok güç olacak” diyordu Anu. Altını çıkartmak da şarttı.

“Yüzeyin ne kadar derininde olsa da altın, mutlaka çıkarılmalıEa ve Enlil bu amaca uygun araçlar tasarlasın, kahramanlara görevler dağıtsınlar. Altını topraktan ve kayadan nasıl ayıracaklarını, Nibiru‘ya som altını nasıl göndereceklerini araştırıp bulsunlar. Bir iniş yeri inşa edilsinDünya’daki görevlere daha çok kahraman atansın.” Böyle diyordu Anu iki oğluna. İçinden de göklerde istasyonlar olsa, diye geçiriyordu.

 

Anu Görev Dağıtımı Yapıyor

Anu’nun buyrukları böyleydi, Ea ve Enlil aynı fikirdeydi, saygıyla huzurunda eğildiler. Akşamlar oldu, sabahlar oldu, hep birlikte Eridu’ya döndüler. Eridu’da bir meclis topladılar. Görevler ve yapılacak işler paylaşıldı. Eridu‘yu kuran Ea ilk söz alandı. “Eridu’yu kurdum, bu bölgede başka yerleşimler de kurulsun, Edin Kutsal kitaplarda ki Aden. İleride yarattıkları Adamu‘yu “Adem”i Nibiru’lular buraya getirecek- olsun adı, dimdik duranların meskeni anlamına, bundan böyle bu adla bilinsin.

Edin’in komutanı ben olayım, Enlil de altın çıkartma işine girişsin.” Enlil bu sözlere öfkelendi; “Çok yanlış bu plan” dedi Anu’ya. “Kumanda etmede ve görevleri yerine getirmede ben daha iyiyim, gök gemilerine ilişkin bilgiye sahibim. Dünya’dan ve onun sırlarından kardeşim Ea daha iyi anlar. Abzu’yu keşfeden o, Abzu’nun efendisi yapın onu.” Anu bu öfkeli sözleri can kulağıyla dinledi. Kardeştiler ama yine de üveydiler.

İlk oğul ile yasal varis sözleri silah gibi kullanarak didişiyorlardı. Ea ilk oğuldu, bir cariye doğurmuştu onu Anu’ya. Daha sonra Antu’dan, Anu’nun eşinden doğmuştu Enlil. Anu’nun üvey kız kardeşlerinden biriydi Antu. Böylece Enlil yasal varis oluyordu. –İbrahim peygamberin cariyeden olan (Hacer) ilk oğlu İsmail ile üvey kız kardeşi ve eşi Sara’dan olan İshak arasındaki yasal varislik olayıyla paralelliği gibi

Haftaya 4.Tablet 2.Bölüm‘de görüşmek dileğiyle, sevgi ve dostlukla kalın.

— > Sümer Tabletleri (Tanrı Enki’nin Sözleri) 4.Tablet 2.Bölüm

— > Usta’dan 10 Söz / Edgar Allan Poe

— > Öykü / Hissediyorum Seni…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir