Geleneksel ‘işçiyiz haklıyız’ söylemleriyle bezenmiş bir bayrama daha hazırlanın. Sendika temsilcileri çıkıp, biraz yakınıyormuş gibi yapıp, ne kadar mücadele ettiklerini anlatacaklar. İşverenler ‘nasıl istihdam yarattıklarını belirtip’ Beştepe’ye mesaj verecekler.

 İktidar ve özelinde ekonomi yönetimi, nasıl arıza (!) çıkmadan, grevsiz, hak aramasız bir iş ortamı yarattıklarıyla övünüp, istihdam seferberliğinden söz edecekler. Oysa hepsi koca bir yalan… Sözleşmeli bir Türkiye fotoğrafı içerisinde hamasetin belini kırıp, yeniden 1 Mayıs’ı atlatmanın kıvancını yaşayacağız.

Tüm bu övünmeler ya da sözde itirazlar yapılırken de, kumar ekonomisinin aktörleri ellerini ovuşturarak, çaylarını demleyip ülkeyi izleyecekler. Bugüne ister 1 Mayıs İşçi Bayramı deyin, isterseniz resmi adıyla, dönüştürülen Emek ve Dayanışma Günü diye tarif edin. İçi boşaltıldıktan sonra fazlaca bir önemi yok.

 Şimdi kritik soruyu kendinize sormanızı istiyorum: Yarın bir işiniz olacağından emin misiniz? Fotoğrafı üretim ekonomisinin tüm aktörleri kendisine yöneltmelidir. İster işçi, ister memur olun. İster fabrikatör isterseniz esnaf olarak tanımlayın kendinizi. Böyle bir güvenceniz var mı?

 Atanamayanları, emekli edilmeyenleri saymıyorum. İşsiz kabul edilmeyenleri zaten resmi rakamlarda bile göremiyor; asgari ücret olan açlık sınırının altında rakamlara iş bulup da geçinemediğini söyleyenlere ‘gözünüze dursun’ nidaları da dikkate almıyorum.

 Neredeyse tamamen sözleşmeli hale getirilen memurlar, taşeronluk adı altında güvencesiz çalıştırılan işçiler, geçtim özlük haklarına sahip olmayı, ertesi gün işsiz bırakılabilir. İşverenin sadece ‘çalışmıyorum seninle’ demesi yeterli.

Firma sahiplerinin ertesi gün işletmelerine kayyum atanmayacağının garantisi var mı? Bir anda ödemeler dengesi bozuk hallerinin ortaya çıkıp, kapıya kilit vurmayacağının sözünü kim verebilir?

Gizli iflas içerisinde borç batağına batmış esnafın, semtine açılan yeni bir alış veriş merkezinin gölgesinde yok olmayacağının, ödemelerini alamadığı için eksi bakiye kasasının kepenk kapatma zorunluluğunu getirmeyeceğinin güvencesini görüyor musunuz?

Demek ki gerçek sorun üretim ekonomisi gemisinde ve bu gemi hızla su alıyor. Sözde teşviklerle bezendirilmiş fotoğrafına aldanmayın. Eğer bir ülkede 22 ay vadeli ortalamayla, açık hesap mal satılmak zorunda kalınıyorsa, bankalar krediler nedeniyle o işletmeleri kıskaç altına aldıysa, o ortamda ne işveren ne de çalışan iş güvencesi altında değildir.

Kumara dalmış bir ülkenin, hamasetin gölgesinde yaşadığı bir fotoğrafta çalışma yaşamındaki barış yok olmuşsa da, toplumsal barışı önemli ölçüde tehlikeye girmiş demektir. İster meseleyi buradan okur, sorunları gidermek, faturayı azaltmak için önlemleri tartışırsınız; isterseniz de kürsüye çıkıp, hiçbir işe yaramayan kendinizi tatmin eden konuşmalar yaparsınız.

Girişimci Robert Kiyosaki ne diyor? “Seçimleriniz kaderinizi oluşturur. Doğru kararlar almak için kendinize zaman verin. Hata yapmanız normaldir, hatalarınızdan öğrenin ve bir daha yapmayın.”

Yapın seçiminizi; iyi bayramlar…

 

cetinunsalan@yahoo.com