Siz hiç koridorlarca ötedeki anahtar seslerini, kilitlerin açılırken çıkardığı hiçte senfonik olmayan sesleri duydunuz mu? İnsanın kulağına hep, acı haberin postacısını hatırlatır o ses. İçinizde damarlar sıkışır. Midenize ağrı girer. Ve koridorlarca öteden başlayan o ses size yaklaştıkça aradan geçen bir iki dakikalık sürede bir sürü şey düşünürsünüz. Ta ki, tam önünüzde duran kapının yedi kilidi açılana dek düşünür durursunuz.

Sonra bir bakarsınız o acı haber gelmiştir. Ya sorguya götürülürsünüz ya da yarını dünden belli olan mahkeme tutanaklarının herhangi bir nüshası olmaya. Ve o an bütün düşündükleriniz bir süzgeçten geçer ve aklınızın en temiz, en saf ve en mavi yerinde düşledikleriniz, düşündüklerinizle o en uzakta ki, koridorlarca ötedeki ilk anahtar sesine doğru, ilk kilidin çıkardığı gerekçesiz ve tutarsız müziğe doğru yürürsünüz. Dilinizde mutlaka bir şarkının, bir türkünün mırıldanması ile… Çünkü hala söyleyecek bir ezginiz vardır!

Bazen ise… Bütün bildiklerimiz ve bize öğretilenler yalan yanlış çıkar. Kendinize aldığınız, size verilen her bilgi, koca bir yalan olarak karşınızda duruverir. Size sigaranın ne kadar zararlı olduğu söylenmiştir örneğin. Ama siz yine de her duygunuzda bir sigara yakmanın ve dağılan dumanları seyretmenin keyfini çıkarmaya  devam edersiniz. Tuhaftır ki, çoğu kez dudaklarınızdan ya da içinizde bir yerlerden yine bir ezgi geçer. Bir şarkı ya da bir türkü…

Daha ilk öğrencilik yıllarınızda size pusulanın yönleri öğretilir. Doğu, Batı, Kuzey, Güney… Bilirsiniz ki, (çünkü öğretilmiştir size) Doğu sağ tarafınızdadır. Ve Güneş doğudan çıkagelir. Sabah uykunuz aralanırken gözlerinizi kamaştıran o parlak, sıcak ve cıvıl cıvıl şey sizin aydınlığınız, umudunuz hatta bazen yaşamınız olur. Sağ tarafınız Doğudur! Ve Güneş, Doğu’dan çıkagelir. Bu size öğretilmiştir. Ama sonra…

Sonra bir şey olur, bir şeyler olur ve bakarsınız ki Güneş’in yolculuğuna başladığı yer karanlıktır. Bütün kilit seslerinden, bütün koridorların uzayıp giden dehşetinden, bütün tutanaklardan daha karanlık, daha acı haberci ve daha sabahsız. Çünkü sizin sağ tarafınızda var olduğunu bildiğiniz Güneş, sağ bırakılmamak üzere öldürülmüştür. Sol yanı acıtılarak, kanatılarak…

Bu öğrendiğinizde, bu size öğretilen de koca bir yalandır artık. “Yalan da olsa mutluyuz ya, bu bize yetiyor” diyemeyeceğiniz kadar koca bir yalan ile artık gözlerinizi kamaştıran Güneş’in size anımsattığı çocukları düşler, anaları düşünür ve uyanmak istemezsiniz… Ve bu kez, dilinizde, yüreğinizden iliklerinize kadar bir türkü ile dolar, onu mırıldanırsınız:

“..Üzülme sen üzülme,

Başını öne eğme.

Gün olur kavuşuruz dert etme Diyarbakır.

Ağlama sen ağlama,

Kanlı bezler bağlama.

Bu yangın söner bir gün ağlama Diyarbakır..”

Yani hep bir ezginiz vardır… Ve bazen bütün sesler, notalar, şarkılar ve türküler pusulanın gösterdiği tek bir yönde toplanır.

Ve biz buna, “sol yanımız” deriz..

Ezgilerinizin, insanlığı Güneş ile buluşturmasını diliyorum sevgili dostlar ve içimdeki Türkü’ye dönüyorum… Kalın sağlıcakla!