Ülke futbolunun gelişmesi adına reformlar yapılıyordu.. Milli takımların ve kulüp takımlarının başına yabancı teknik direktörler getirtiliyordu.. O günlerde teknik direktörün anlamı dahi ülkede çok bilinmezken çoğu kişi dil sürçmesinden teknik direktör diyemiyor teknik traktör diyordu..

Hali hazırda antrenman tesisleri yok, stadyumlar harabe, takımların kendi otobüsleri bile yok, oyuncular maçlara kendi imkanları ile gelip gidiyorlar, kimi stadyumlarda su yok, duşlar çalışmıyor, asma kilit dahi yok, soyunma dolapları kilitlenmiyor, malzemeciler odalarda bekçilik yapıyor..

Öyle günlerde bu oyunu bize öğretmeye gelen bir isim vardı..

Jupp Derwall

10 Mart 1927 Würselen doğumlu olan Derwall, çocukluk tutkusu olan futbol ile oldukça haşır neşirdi.. Dünya futboluna iz bırakacak bir performans ortaya koyamamış olsa da  2 kez Alman milli takımı formasını giymeye hak kazanmıştı.. Aktif futbol hayatını noktaladıktan sonra futboldan kopamadı, teknik direktörlük yapmaya başladı..

İsviçre’nin Biel’ini, Almanya’nın Fortuna Düsseldorf’unu çalıştırdı ve ardından 1970 yılında Almanya milli takım yardımcı teknik direktörlüğüne getirildi.. 1978 yılında ise Derwall milli takım sorumlusu olmuş ve kariyer zirvesine gelmişti..

Milli takım ile 1980 yılında Avrupa Şampiyonu olur iken 1982’de Dünya İkinciliğini elde ediyor fakat 1984 senesinde Fransa’da düzenlenen Avrupa şampiyonasında çok iyi oynamasına karşın İspanya’ya kaybediyor ve böylece milli takım defteri de kapanıyordu..

O sıralarda Galatasaray’ın Yugoslav teknik direktörü İviç’in, İtalya’dan teklif aldığını söyleyerek kulübe dönmeyeceğini belirtmesi üzerine Galatasaray kendini bir anda yeni bir teknik direktör arayışında buluyordu.. Dönemin yöneticilerinden Alp Yalman ve Faruk Süren, Derwall ismi üzerine yoğunlaşırlar ve görüşmek için randevu talep ederler.. Derwall ise tatildedir. Araya aracılar sokulur, rica minnet, hatır işi randevu koparılır..

Süren ve Yalman Derwall’e kısa fakat oldukça istekli bir şekilde uzun vadeli kalıcı bir anlaşma ile başarıyı yakalamak istediklerini belirtirler.. Derwall düşünmek için süre ister.. Bir süre sonra nasıl şartlar altında çalışabileceğini görmek ve kararını nihai bir şekilde verebilmek adına İstanbul’a gelmek ister.. Kendisine ilk önce Florya tesisleri gezdirilir, Derwall eksikleri listeler..

Toprak olan sahanın çim olması ve o dönem olmayan kondisyon tesisinin yapılması öncelikleri arasındaydı.. Toprak zeminde oyuncular yerden kayarak müdahale yapamıyor ve bu da oyunda alınması gereken risklerden eksik mücadele etmenize neden oluyordu..

Galatasaray’ın Derwall’i ikna etmesi için öncelikle bu 2 sorunu aşması gerekiyordu..

Dönemin ekonomik değerleri gözü önünde, önce küçük bir çim saha için ardından diğer eksiklerin tamamlanması için Derwall’e söz verdiler..

Derwall yine o dönemin parasıyla 1 milyon lira maaş + araba + Ayaspaşa semtinde bir ev, karşılığında evet diyecek ve Galatasaray’a imza atacaktı.. Derwall’in yardımcılığına ise Mustafa Denizli getirilmişti..

1979 yılında Almanya ile Türkiye karşı karşıya gelmiş ve Derwall o gün Mustafa Denizli’nin oyununu çok beğenmişti ve kader işte yolları Galatasaray’da kesişmişti..

Galatasaray Derwall’in rüzgarı ile transferde de fırtına gibi esiyor takıma sonrasında sembol olacak isimler kazandırılıyordu.. İsmail Deniz, Semih Yuvakuran, Erdal Keser, Yusuf Altıntaş, Soran Simoviç..

Sezon başlıyordu ve Derwall takımla tanışmak için o gün Florya tesislerine adım atıyordu.. Gördüğü manzara ile şok oluyor, acı gerçekle yüzleşiyordu.. Vaat edilen çim saha taş toprak ve çamur birikintileri içinde öylece duruyordu.. Kendisini kandırılmış ve yapayalnız hissetmişti.. Almanya’da kendisine sunulan imkanlardan sonra böylesine bir durum ile yüzleşmek zorunda kalmak… Hiç içine sinmese de kendisi bir söz vermişti.. Bu takımı başarıya taşıyacaktı..

Yabancı bir ülkede olmayan şartlar içinde başarıyı kovalamak, önce kendine kendisini ispat etmek, ardından dünyaya meydan okumak istemek.. Başarılı olmaktan başka başarı yoktur, diyen Derwall sahaya inmişti fakat bu sefer de oyuncular ile iletişim sorunu baş göstermişti.. Futbolculara ne yapması gerektiğini el, kol işaretleriyle anlatmaya çalışıyordu.. Takım içindeki en iyi iletişim kurduğu kişi ise bugünün imparatoru Fatih Terim’di 🙂 Üstelik İngilizce konuşuyorlardı. 🙂 (in the tabela, what can i do some times :)) Derwall o dönem medyaya verdiği bir röportajda “bundan kötü bir başlangıcı ancak Alaska’da yapabilirdim” diyor ve yaşadığı zorlukların altını çiziyordu..

İlk sınav gelmiş çatmış, G.Saray; sezon öncesi oynanan Spor Yazarları Kupası’nda Beşiktaş ile karşılaşılmış, sahadan 1 1’lik beraberlikle ayrılmış ve oynanan oyun kimseyi tatmin etmemişti.. İkinci maçta F.Bahçe ile karşılaşılmış bu karşılaşmada 0 0 sona ermişti..

Sezon öncesi bütçeyi zorlayarak 600 milyon lira gibi o dönemin rekor parasını harcayan yönetimin üzerinde panik havası esiyordu.. Aynı tarihlerde Derwall’in Türkiye’de neler yaptığını görmek isteyen Stern dergisi “Almanya Derwall’in haline acıyor, umarız başarılı olur” diyordu.. Türk basını ise Derwall’i hemen eleştiriyor, Derwall ise “sihirbaz değilim” diyerek eleştirelere cevap veriyordu..

Sezon başlıyor ve G.Saray kötü gidiyordu.. Sezonu 5.sırada bitiren G.Saray, Türkiye Kupasında finale yükseliyor, kupayı kazanıyor ve tribünlerden ilk kez bu kupa galibiyetinin çoşkusuyla “I love you Derwall” tezahüratı çıkıyordu..

Derwall geçirdiği bir senenin ardından Türkiye şartlarını öğrenmişti.. Revizyona gitti.. Almanya’da altyapı almış gurbetçileri araştırdı.. Erdal Keser’in yanına İlyas Tüfekçi ve Erhan Önal monte edildi.. Cevat Prekazi transfer edildi.. Tahmin edildiği üzere 1985-86 sezonunda bu takımın bileğini kimse kolay kolay bükemedi fakat sezonu namağlup bitirmesine rağmen Beşiktaş’ın şampiyonluğunu izlemek zorunda kalıyordu.. Avrupa’da ise güzel oyunla iki tur geçilmiş ilerisi için umut vaat edilmişti..

Derwall ile üçüncü sezona gelinmişti..

2 yıl içinde filizleri atılan hücum futbolu meyvelerini vermeye başlamış, oyun kalitesi pozitif yönde aşama kaydetmişti.. Üstelik bu sezonda var olan kadroya Uğur Tütüneker ve Kovaçeviç dahil ediliyordu.. Zirve artık Beşiktaş’tan G.Saray’ın kontrolüne geçmiş fakat son 4 haftaya 2 takımda puan puana girmiştir.. G..Saray Rize’ye deplasmanda 2-0 mağlup oluyor ve herkes bu iş bitti Beşiktaş şampiyon diyordu.. Hatta dönemin başbakanı Beşiktaş’lı Turgut Özal bile konuya uzak kalamamış ve “Beşiktaş %99” şampiyon demişti..

Rize’de alına mağlubiyetin ardından Derwall eleştirelere karşı düzenlediği basın toplantısında “Napoli 61 yıl şampiyon olamadı, Galatasaray 14 yıl olamamış çok mu” diyor ve ertesi gün öfkeli taraftar grubu Florya tesislerini basıyor öfke ile bağırıyordu.. Derwall istifa Derwall istifa tezahüratları yetmemiş taraftarı sakinleştirmek isteyen Derwall bazı kişiler tarafından tartaklanmış idi..

Bunun üzerine Derwall yönetime “gidiyorum” diyordu..

Yönetim Derwall’e 3 yıl içinde gelinen noktanın iyiye gittiğini yönetim olarak arkasında olduklarını ve iyi oyun seyretmeye devam etmek istediklerini belirterek Derwall’i kalmaya ikna ederler ve sonraki hafta şampiyon ilan edilen Beşiktaş, Malatyaspor’a yeniliyor ve puanlar tekrardan eşitleniyordu..

Sondan 1 önceki hafta G.Saray, Antalyaspor’u 3 – 1 ile geçerken Beşiktaş evinde 1 – 0 önde götürdüğü karşılaşmada Denizlispor’dan 88. Dakikada şok bir gol yiyor ve bir kez daha puan kaybediyor, son haftaya G.Saray lider giriyordu..

14 yıllık şampiyonluk hasretiyle tribünler tıklım tıklım dolmuş G.Saray, Eskişehirspor’u 3 – 1 lik skorla yeniyor ve şampiyon oluyordu.. Derwall çocuklar gibi şendi, herkesten daha coşkulu idi.. Kendisine bu soru sorulunca yanıt olarak “İmkansızlıklarla başlayan G.Saray maceramda kazanılan bu şampiyonluk benim için Almanya ile kazandığım Avrupa Şampiyonluğundan daha değerli” demiştir.. Sonrasında Derwall G.Saray kariyerine danışman olarak devam ediyor ve takımın başına Mustafa Denizli’nin geçmesini talep ediyordu..

Kadroya yine ileride efsane olacak bir isim, Tanju Çolak dahil ediliyordu ve kırılmaz, kırılamaz denilen Metin Oktay’ın rekorunu kırarak o sezon Tanju 39 golle Avrupa Gol Kralı oluyordu..

1987 88 sezonu G.Saray’ın performansı Türkiye’yi aşacak ve Avrupa’da ses getirecekti.. Tribünler oynan güzel oyuna istinaden “Avrupa Avrupa Duy Sesimizi İşte Bu Cim Bom’un Ayak Sesleri” tezahüratı ile destek veriyordu.. G.Saray ö dönem sırasıyla Rapid Wien, Neuchautel  Xamax ve Monaco takımlarını eleyerek yarı finale kadar yükseliyordu.. Yarı finalde ise Hagi’li Steau Bükreş’e eleniyordu..

***

1988 yılında Derwall Türkiye’den ayrıldı.. Dönem dönem gelip federasyonun seminerlerinde bilgilerini Türk eğitimcilerle paylaştı fakat 91 senesinden itibaren yaşadığı sağlık sorunları nedeniyle ununu elemiş bir şekilde köşesine çekildi.. Jupp Derwall, Türk insanı ile kimi zaman çatışmış olsa da asla aşağıdan bakmadı, Beyoğlu sokaklarında halkın arasına karışarak dil, din, renk ayrımı olmaksızın yaşadı..

Balık pazarında bira içer, o hafta rakipleri puan kaybettiyse esnafa takılır kendi puan kaybettiyse esnaf ona takılır idi.. Çocuklar yolunu keser, sıkboğaz eder fakat hiç birini terslemez onlarla vakit geçirirdi.. Sizin gibi yaşıyor, sizin gibi düşünüyorum sanırım artık Türk oldum diye tebessüm ediyordu.. En büyük şaşkınlığınız neydi sorusuna ise “Toprak sahada çalışarak şampiyon olan Beşiktaş” yanıtını vermişti..

Ülke futbolunun gelişmesi için sadece yurtiçinde oynamanın fayda etmeyeceğini, ülkeyi Avrupa’da temsil eden her takımı desteklemek gerektiğini, yerel rekabetin Avrupa’da elde edilecek başarılar ile derecelendirilmesi gerektiğini söylemiştir.. 1984 ve 1988 arasındaki 4 senede yaptıkları daha sonralardan anlaşılan Derwall ülkede iş yapmanın mazeret üretmekten daha önemli olduğunu öne sürerek yokluklara, eleştirilere göğüs gererek belki de G.Saray’ın Kopenhag’da kazandığı Avrupa Kupası’nın fitilini ateşleyen kişi olmuştur..

Jupp Derwall’i hepimiz sevdik, adını duyunca bir durup düşündük, saygı duyduk, önümüzü ilikledik..

26 Haziran 2007 tarihinde aramızdan ayrılırken başımızı öne eğdik ve içimizden sessizce teşekkür ettik..

“I LOVE YOU DERWALL”