Hangi Tuzu Tüketmeliyiz?

 

Tuz, vücudumuza doğal olarak besinlerle aldığımız, ayrıca göllerden, denizlerden ve kayalardan saf olarak elde edilen bir maddedir. Genel olarak % 40 sodyum ve % 60 klorür minerallerinden oluşmaktadır.

Tuz, hücrelerin canlı kalabilmesi, kalbin atabilmesi, sindirim sistemi, kas fonksiyonlarının devamlılığı, sinir iletiminin sağlanması ve sodyum-potasyum dengesi gibi hayati fonksiyonların devamlılığı için önemlidir. Baharat olarak kullanılan tuz genelde sofra tuzudur. Piyasada sofra tuzu, deniz tuzu, kaya tuzu gibi tuz çeşitleri bulunmaktadır.

* Sağlıklı bir erişkinin günlük alması gereken maksimum tuz miktarı 6 gramdır.

Sofra Tuzu: Yer altındaki tuz yataklarından kazılarak elde edilir. Kazındıktan sonra işlemlere tabii tutulur ve topaklanmasını engellemek için katkı maddesi eklenerek sofralardaki yerini almaktadır. İyotlu ve iyotsuz formları vardır. Sofra tuzunun % 97’ den fazlası sodyum klorürdür.

Son derece nem çekici bir madde olan tuz kristalleri yığında, çuval, kutu veya tuzlukta belirli bir nem ve sıcaklık karşısında birbirine yapışarak topaklaşabilir. Özellikle sofra tuzunda bu durum tuzun akışkanlığını engellemektedir. Pudra tuzu (tuz unu) denilen bu kısmın sofra tuzlarından elenerek ayrılması gerekir. Tuzun akıcılığını ve topaklanmamasını sağlamak yalnızca tuzu elemekle olmadığı için, içerisine sağlığa zararı olmayan, uygulaması kolay, maliyeti düşük ve etkisi sürekli olan katkı maddeleri katılmaktadır. Sodyum alumino ve silikat alumino-kalsiyum gibi bazı önemli maddeler topaklanmayı önleyici ajan olarak kullanılırlar.

İyot, vücudun enerji harcama hızını etkileyen tiroit hormonu olan tiroksinin yapısında yer alır. Türkiye’ de iyot yetersizliği yaygın olarak görülmektedir. İyotun zengin kaynakları; sebze ve meyveler, deniz ürünleridir. Besinlerde de az miktarda bulunan iyotun yetersiz alımı sonucunda endemik guatr, kretinizm, boy kısalığı, cücelik, zeka geriliği gibi sağlık sorunları görülmektedir. 1994 yılında UNICEF işbirliğiyle ‘İyot Yetersizliği Hastalıklarının Önlenmesi ve Tuzun İyotlanması Programı’ başlatılmıştır ve Türkiye’ de sofra tuzlarının iyotlanması zorunlu hale getirilmiştir. 1 gram sofra tuzunda 70 mcg iyot bulunmaktadır.

* Kanımızda belirli oranda tuz bulunması, aldığımız besinlerin emilimi ve hücrelere taşınması için gereklidir.

Deniz Tuzu: Genellikle tuzlu su göllerinden, deniz ve okyanus sularından elde edilen deniz tuzu, suyun buharlaştırılmasıyla oluşmaktadır. Herhangi bir işlemden geçirilmez ve rafine edilmediği için içerisinde bir miktar mineral ve elementleri barındırmaktadır. Deniz tuzu sodyum, klorür, kalsiyum, magnezyum, potasyum ve diğer 90 minerali doğal halde bulundurur. Bu maddeler tuza lezzetini ve rengini vermektedir.

* Deniz tuzu, sofra tuzu ile aynı oranda sodyum ve klorür içermektedir.

  • Zengin mineral kaynağı olmasından dolayı tansiyon düşürücü ve su kaybını önleyici etkileri bilinmektedir. Karaciğer, böbrek, böbrek üstü bezlerinin daha etkili çalışmasına yardımcı olduğu, bağışıklık sistemini dengelediği iddia edilmektedir.

  • Deniz kirliliği riskine göre bazı ağır metalleri içerme olasılığı da vardır.

Deniz Tuzu ve Sofra Tuzu Arasındaki Farklar:

 

* Tat, doku ve işlenme yöntemleri farklılık göstermektedir. Sofra tuzu sadece sodyum klorür ve iyot içerirken deniz tuzu sodyum klorür haricinde 93 mineral daha içermektedir.

* Deniz tuzunun sofra tuzundan daha sağlıklı olduğu iddiası, deniz tuzunun doğallığını korumasından kaynaklanmadır. Ancak bilimsel anlamda deniz tuzunun sofra tuzundan daha sağlıklı olduğu kanıtlanmış değildir.

Kaya Tuzu: Dünyanın oluşumu sırasında toprak altında kalan eski deniz yatakları, ya da göllerin dibinde biriken tuz katmanlarından elde edilir. Dış ortamla temas etmedikleri için kirlenme söz konusu olmamakta ancak tuzu çıkartma işlemi sırasında bir miktar kirlenmeden bahsedilmektedir. İçerdiği 84 farklı elementten dolayı zengin bir kaynaktır. Astım, bronşit gibi alt solunum yolu hastalıklarına iyi geldiği, cildi güzelleştirdiği, akneleri giderdiği ve antidepresan özellik gösterdiği vurgulanmaktadır.

Himalaya tuzu da kaya tuzlarının yüksek basınç altında kristalleştirilmesiyle oluşmaktadır ve en çok Pakistan’ da Khewra Tuz Madeni’ nde üretilmektedir. Himalaya tuzu üretilirken rafinasyon işlemi uygulanmadığı için sodyum klorüre ek olarak bazı eser elementleri de içermektedir.

Dünyada yenilebilen tek kristal olan Himalaya tuzunun 3 tipi satılmaktadır. Bunlardan bazıları kendiliğinden beyaz olanlar, % 85-90’ı ise pembe olanlarıdır. Tuza pembe rengini veren demir mineralidir.

Yazıda bahsedilen bütün tuz çeşitlerinin ana kaynağı sodyum klorür’ dür. Tuzların çeşidi daha çok damak zevkine ve rafinasyon işleminin uygulanıp uygulanmamasına bağlı olarak değişmektedir. Her halükarda tuz vücuda besinler ve baharat olarak alınmakta ve aynı etkileri göstermektedir. Tabii ki de tercih eğer herhangi bir tiroit rahatsızlığı söz konusu değilse iyotlu sofra tuzundan yana yapılmalıdır.

* Fazla tuz tüketiminin başta hipertansiyon olmak üzere kalp ve böbrek hastalıkları, felç, ödem riskini arttırdığı da unutulmamalıdır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir