Erken seçim tarihi açıklandığından bu yana dopdolu gündemlerimiz var her gün. Açıklanan ittifaklar, olası ittifaklar, çatı adayları vesaire. Parlamenter sistemden vazgeçmemiz gerektiğini, koalisyonların ülkeye zarar verdiğini anlatarak ilerleyen siyasi irade, ittifaklar dönemini başlattı. Koalisyon yok, ittifak var. İsim değişikliği içinmiş meğer tüm hengâme. Hâlbuki çoğulcu bir demokrasi anlayışında barajlar olmadan mecliste herkesin vekilinin sesini duyurup isteğini seçildiği halk için çalışmasını sağlamak bu kadar mı zor? Koalisyon veya ittifak adına ne derseniz deyin, halkından oy alıp o göreve getirilmiş insanlar ülkeyi yönetemiyorsa aklı selim ile koalisyon olsa ne olur ittifak olsa ne olur Mut’a nikâhı olsa ne olur. Korkarım ki sorunları çözmeyecek bir şekilde ilerliyoruz maalesef.!

Bir diğer konu ise CHP’nin cumhurbaşkanı adayını açıklamamış olması. Tamam, bu durum bir sorun gibi algılanabilir veya bir taktik. CHP belki de adayının yıpratılmamasını istemiyor. Malum ülkede öyle bir medya var ki çalışmayan yürüyen merdivenden inerken çalışmaya başlayan merdiven terse giderse eğer bu yıllarca kullanılabilir o medya tarafından. Konunun en ilginç olan kısmı ise bunu sürekli gündeme getiren iktidar ve yandaş medya. Buradan bir siyasi rant elde etmek amaç mutlaka. Kasıtlı olarak Abdullah Gül ismi sürekli temcit pilavı gibi sürüldü fısıltı gazetesinden tüm yurda, her saat her dakika. Yine alışılmış haber kirliliği ve seçim yatırımı olarak mübah görünen yalan haberler, paylaşımlar. Çokça alıştık bunlara maalesef. Artık normal algılıyoruz.

Ve 1 Mayıs Bayramı geldi. Tarihçesine baktığımızda 1886’da Amerika İşçi Sendikaları Konfederasyonu önderliğinde işçiler günde 12 saat, haftada 6 gün olan çalışma takvimine karşı, günlük 8 saatlik çalışma talebiyle iş bıraktılar. Şikago’da yapılan gösterilere yarım milyon işçi katıldı. Luizvil’de (Kentaki) 6 binden fazla siyah ve beyaz işçi birlikte yürüdü. O dönemde Luizvil’deki parklar, siyahlara kapalıydı. İşçiler, sokaklarda yürüdükten sonra hep birlikte Ulusal Park’a girdi. Her eyalet ve kentte, siyah ve beyaz işçilerin birlikte yaptığı gösteriler, gazeteler tarafından, ‘Böylece ön yargı duvarı yıkılmış oldu’ şeklinde yorumlanmıştı. Zamanla 8 saatlik işgünü birçok ülkede resmen kabul edildi. Ve 1 Mayıs dünya üzerindeki pek çok ülkede, resmî tatil olarak kabul edilmeye başlandı. Keşke hiç sorun olmasa, işçiler gerçekten bayram etse, edebilse…İsteklerini, olumsuz koşulları anlatabilse korkmadan. Ülkemizde Kana bulanan 1 Mayıslar bizlere hep hüznü hatırlatsa dahi tüm işçilerimizin, emekçilerimizin bayramını kutlarım canı gönülden.