Türkiye’de işsizlik gerçeği iki haneli bir biçimde devam ediyor. Bunun gerçek olmayan ve düşük gösterilmek için her şeyin yapıldığı hali olduğunu düşünmek insanı daha da ürkütüyor.

Zira insanları işsiz saymamak için her türlü manevra yapılıyor. İşe başvurma sürelerindeki daraltmalardan, iş aramaktan vazgeçenleri yok saymaya kadar bir dizi alt maddeyi sayabilirim.

Ekonomiden Sorumlu Başbakan Yardımcısı Mehmet Şimşek ise, bütün konsantrasyonlarının enflasyonda olduğunu açıklıyor. Enflasyon önemsiz mi; elbette değil. Fakat tüm konsantrasyonunuzu buraya verirseniz, asıl resmi yüksek ihtimalle kaçırırsınız.

Ekonomist Prof. Dr. Osman Altuğ’un çok güzel bir işsiz – enflasyon ilişkisi tanımı vardır. Şu soruyu sorar: “İşsiz adamın enflasyonu kaçtır?” O kadar önemli bir sualdir ki, ekonomiyi okurken gerçeklerle yüzleşme ihtiyacını ortaya koyar.

Evet, işsiz adamın enflasyonu her zaman yüzde 100 artar. Zira gelir kaleminde giriş yoktur. Bu açıdan baktığımızda asıl odaklanılması gereken konunun işsizlik olduğunu görürüz.

Dünyada geçtiğimiz seçim döneminde, birçok ülkede siyasetçilerin vaatlerine ve sonraki uygulamalarına göz attığınızda işsizliğin ne kadar büyük bir maliyet olduğunu görürsünüz.

Bunu kaçırdıysanız, Güney Kore’de gerçekleşen ve belki de binlerce gelişmenin arasında sıkışıp kaybolan olayın haberini tekrar okumanızı öneririm. Amerikan otomotiv devi General Motors, Güney Kore’de fabrikasını kapatmaya karar verdi.

Aslında bu ilk değil, sadece son gelişme… Bilhassa bir markayı Avrupa’dan çekmesiyle başlayan ve bunun üzerinden yaşanan eğilim, G. Kore’de büyük bir şoku ve infiali de beraberinde getirdi.

270 bin nüfuslu Gunsan şehrinin en büyük geçim kaynağı olan bu fabrikanın kapatılması, şehir genelinde çalışanlardan yerel yönetimlere kadar herkesi harekete geçirdi. Zaten yüzde 20 kapasiteyle çalışır hale gelen fabrikanın önünde eylemler düzenleniyor.

Oysa sorunun nedeni sadece Gunsan’daki fabrika değil. Trump yönetiminin ülkesine ait markaların üretimlerini geri çekme arzusuyla başlayan bir sürecin devamından söz ediyoruz. Özellikle son vergi uygulamasına baktığınızda da ‘gelene teşvik, gelmeyene sopa’ göstererek herkesi gönüllü (!) etti.

Peki bu son dönem alıştığımız üretim modeli açısından akılcı mı? Ürünlerin birim maliyetleri bakımından, ABD’de üretimin Uzakdoğu ile rekabet etmesi mümkün mü? Elbette değil. Fakat ABD’nin de içinde bulunduğu bir çok ülke artık şu anlayışa geldi.

Daralan ve korumacılığa giden dünya pazarında bir malın birim maliyetindeki değer, bir işsizin yaratacağı maliyetten daha ucuz. Yani süreç değişti. Bunu halen eski alışkanlıklarla okursanız, yanıtını bulamazsınız.

Artık dünyanın gelişmiş ülkelerindeki en büyük hedef işsiz sayısını azaltmak. Kısa dönemde mevcut çalışanlarla bu süreç aşılacak. Gelecek adına da hem üretimde robotik teknolojilere geçilerek, Uzakdoğu’nun da altında maliyetler yaratılacak, hem de bu süreçte yeni kuşaklar geleceğin ekonomisine göre yetiştirilip işsizlik riski sınırlandırılacak.

Dünya bambaşka bir sürece gidiyor ve ne yazık ki biz halen ne üretim yapısı gerçeğini, ne de işsizlik sorununun her şeyden önemli olduğunu anlayamıyoruz. Anlamadığımız nereden mi belli?

Eğitimin haline bakın geleceğin ekonomisi için insan yetiştirip yetiştirmediğimizi görün. İşsiz sayısıyla yüzleşmediğimizi görün, halen enflasyonu ithal ürünle dengeleyen yaklaşımımızla mukayese edin.

Güney Kore’de son örneği olan bu fabrika kapatmayı, önümüzdeki günlerde farklı yerlerde yaşayacağız. Sermaye de, üretim de evine dönüyor. Korumacılık artıyor. İster bunu kabul edip, ona göre önlem alırız; istersek üç maymunu olup, çocuklar gibi ‘acımadı ki, acımadı ki’ oyunu oynarız.

cetinunsalan@yahoo.com