Günümüz Türk Sineması Hakkında Yüzeysel Bir Yazı

5 Ocak günü Münir Özkul’u bir kez daha ve bu sefer gerçekten kaybettik. Klişe bir söylem ile; Hababam Sınıfı’nın Mahmut Hoca’sını, Bizim Aile’nin Yaşar Usta’sını, Kel Hasan Efendi’nin kavuğunun Dümbüllü’den sonraki, Ferhan Şensoy’dan önceki sahibini yitirmiş olduk.

Kemal Sunal, Halit Akçatepe, Tarık Akan şimdi de Münir Özkul… Sinemamızın bu efsane isimleri terk-i diyar eyledikçe, sinemamıza dair bir şeyler de kaybolup gidiyor günden güne.

Peki Türk Sineması nereye gidiyor. Kısaca bunu inceleyelim.

60 ve 70’li yıllar zaten hepimizin malumu. Yeşilçam’ın parlak yılları. 80’lerin sonu ve 90’lar ise çok daha farklı bir yapıda. Daha karanlık daha realist işler. Bu döneme Yavuz Turgul damgasını vuruyor adeta. Muhsin Bey, Aşk Filmlerinin Unutulmaz Yönetmeni, Gölge Oyunu ve tabi ki Eşkıya… Daha sonra Nuri Bilge-Demirkubuz giriyor hayatımıza, Reha Erdem, Semih Kaplanoğlu gibi isimler. Şahane filmler çıktı sinemamızdan. Fakat yeterli mi? Bence kesinlikle değil.

Kaplanoğlu’nun, Nuri Bilge’nin aldığı uluslararası ödüller var. Her yıl değişik tatta filmler çeken yeni yönetmenler giriyor hayatımıza. Geçtiğimiz yıllar bizi Emin Alper, Tolga Karaçelik, Seren Yüce, Pelin Esmer gibi yönetmenlerle tanıştırdı. Fakat yine de yeterli değil. Bugün baktığınızda Yunan Sinemasından Lanthimos’un, İran Sinemasından Farhadi’nin kendilerini Hollywood’a attığını görebiliyorsunuz. Türk Sinemasının başlangıcına 1950 yılı desek, 68 yıllık bir süreçte bir yönetmenimizin dahi Hollywood’da tek bir iş yapamadığını hatta bir oyuncumuzu bile bu platforma taşıyamadığımızı görüyoruz. Bu bir başarı kriteri midir tartışılabilir. Ancak Hollywood, Avrupa’nın en iyi yönetmenlerine, en iyi şartlarda çalışma olanağı sağlıyor. E bu sayede de; Almodovar’ı, Trier’i, Tornatore’yi Amerikan Sinemasında ünlü oyuncuları yönetirken izleyebiliyorsunuz.

Evrensel hikayeler anlatamıyoruz çünkü. Sinemamız bu yüzden çok dar konular içine hapis. Genel olarak tüm filmlerimizde bireyin yalnızlığı konu ediliyor.

Ayrıca kocaman bir devamlılık sorunumuz var. İlk filmiyle büyük beklentiler oluşturan yönetmenlerin, sonraki işlerinin hayal kırıklığı olduğunu görüyoruz.

Bunun nedenlerinden biri sanata verilen destek. Kültür Bakanlığı bütün hibesini büyük yönetmenlere yatırmaya devam ediyor. Nuri Bilge’nin yeni filmi milyonlarca lira destek alırken, külliyede dev bütçeli Semih Kaplanoğlu filminin galası yapılırken, yeni bir yönetmen kendine bütçe bulabilmek için kredi çekiyor ya da bağış topluyor. Bu işlere destek olan birkaç şirket/ vakıf dışında kurum da olmayınca, para belli bir cemiyetin içinde dönüyor gibi oluyor. Belki de uluslararası alanda ödül getirecek bir film, hiç çekilememiş oluyor.

Cemiyet demişken, izleyici için de durum böyle. Sinema ülkemizde elit bir kesime hitap ediyor. Zaten festivallerin sayısı çok yetersiz. Bunlara da çoğu zaman bilet bulamıyorsunuz. Davetiyeler belli bir kitleye dağıtılıyor. Böyle olunca yeni bir film, sizin daha haberiniz bile olmadan piyasadan kalkıp gidiyor.

Aslına baktığınızda hey ay birkaç komedi filmi vizyona giriyor. Özellikle Recep İvedik’in gişedeki başarısı yapımcılar için emsal oldu. Birbirinden berbat filmler salonları doldurup duruyor. İzleyici biraz farklı, kıyıda köşede kalmış filmlerden uzak duruyor. Kendilerini yoracak, sinema kültürü katacak işlerden kaçınıyorlar. En sanatsal yönetmen Çağan Irmak olarak kalıyor haliyle. Gişe yapamayan yönetmen de üretemiyor doğal olarak. Bakın çok da sanatsal olmayan ve herkesin kendinden bir şey bulabileceği Sarmaşık 25.906 seyirci çekerken. Deliha adlı film 1.596.119 kişi tarafından izlenmiş. Küsüratı kadar! Şu an son yılların en sağlam filmi olan Sarmaşık’ı çekmiş Tolga Karaçelik, yeni filmini gösterime sokabilmek adına bağış topluyor!

Sadece seyircinin ya da teşvikçinin de suçu yok. Piyasa serbest, herkes izlemek istediğini, desteklemek istediğini seçmekte özgür. Fakat o zaman sinemamız neden gelişmiyor diye ağlamak boşuna.

Ailelerin payına da değinmek istiyorum. Pek çok üretken genç “bu işler boş işler” denerek sanattan uzak tutuluyor. Üretim azılıyor. Tüketimin niteliği düşüyor. Geleceğin sinemacılarına daha doğmadan kürtaj yapılıyor.

Oyuncuların kabahati de büyük burada. İzleyiciyi sinemaya çekecek önemli şeylerden biri, filmin içerdiği oyuncuların büyüklüğü. Bizim büyük oyuncularımız sinemaya uzaklar. Değişikliklere kapalılar. Bakıyorsunuz Ferhan Şensoy yalnızca tiyatro ile uğraşıyor, Şevket Altuğ senelerdir piyasada yok, Tuncel Kurtiz Ezel’den önce kim bilir neredeydi? Bu isimler sinema yapıyor olsa, seyirci içeriğe bakmadan izleyecektir. Şener Şen örneğin, yıllardır sadece ara ara Yavuz Turgul filmlerinde yer alıyor. Neden genç ve önü açık bir isme destek olmak için filminde oynamaz? Elin Ian McKellen’ı, Malcolm McDowell’ı onlarca filmde oynuyor her yıl. Hatta usta oyuncular dizilerde oynuyor artık. Bizde de Genco Erkal bir internet dizisinde oynadı, ayıla bayıla izlendi. Dizinin de önünü açtı böylece. Benzer örneklerin de çoğalması gerek.

Genç oyuncularımızın biraz kültürlenip, proje seçmesi de gerek. Birbirinin aynı romantik komediler yerine bağımsız işlerde yer almayı istemeliler. Böylece hem oyunculuklarını geliştirmeli, hem isimleriyle yönetmenlere destek olmalılar. Bu gerçekleşirse sanatsal işlerimiz çoğalıp, niteliksiz işler de azalmaya başlayacaktır.

Yönetmen dahil set ekibinin de bu kültürlenmeden nasibini alması gerek. Pek çok isim yaptığı işin kusursuz ve biricik olduğunu düşünüyor. Sinemacılar; karakterin birbiri üzerine sigara yaktığı siyah-beyaz filmlerin ne kadar berbat olduğunun farkına varmalı ve bir uyanış yaşamalılar. Dünyada neler oluyor, internette bile nasıl işler dönüyor farketmeleri gerek. Neler yazılıyor, nasıl efektler kullanılıyor, nasıl fotoğraflar çekiliyor bunları iyi etüd etmek gerek. Dünya iyi takip edilmediğinde ortaya böyle birbirinin aynı, yaratıcılıktan yoksun işler çıkıyor.

Özetle seyircinin, yapımcının, oyuncunun ve yönetmenin hep birlikte içinde olduğu kısır bir döngünün içindeyiz. Bunu güzelleştirebilmek için bu gruptaki tüm elemanların ortaya bir efor koyması gerekecek. Bunu yapmazsak dünya sinemasının içinde kendimizden bir şeyler aramaya devam edeceğiz.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir