Gönüllerin Şampiyonu

Tam 48 ay, yani 1460 günün ardından tekrar gelip çattı Dünya Kupası. Yaklaşık iki ay süren bu organizasyonun günleri o kadar eğlenceli geçer ki, ev sahipliği yapan ülkede günler, adeta karnavala dönüşür. 2018 yılı için de bu organizasyona ev sahipliği yapma hakkı Rusya’ya verilmişti.

Dünya Kupası’nın ev sahipliği yapma hakkı kazanan ülkeler için şöyle bir güzelliği vardır, ülkede eski olan hemen hemen tüm stadlar yenilenir. Ülke, stadların yenilenmesiyle birlikte tamamen bir futbol ülkesine dönüşür. Rusya’da futbol stadları açısından çok vasat sayılacak ülkeler arasında yer alıyordu. Şimdi organizasyon sonrası bakacak olursanız mükemmel stadlara kavuştular.

Evet, bu dev organizasyon Rusya-Suudi Arabistan maçıyla başlayıp, hepinizin bildiği üzere Fransa-Hırvatistan finaliyle son buldu. Zafere ulaşan takım ise, güçlü Fransa idi. Her Dünya Kupası kendi içerisinde birçok hikayeyi barındırır. Tabii 2018 Dünya Kupası da öyle oldu. Özellikle iki ülke üzerinden bu hikayeyi daha güzel anlatabiliriz sanıyorum; bunlardan birisi futbolun beşiği olan İngiltere, diğeri de 4.4 milyon nüfusuyla hepimizin gönlünü kazanan Hırvatistan…

İngiltere, 1966 yılında kazandığı ilk ve tek şampiyonluğun ardından katıldığı her turnuvaya bu beklentiyle gelir; ancak hiçbir turnuvada da bu başarıyı tekrarlayamazlar. İlk defa geçtiğimiz şampiyonalara kıyasla daha iddiasız diyebileceğimiz bir kadro ve düşünceyle Rusya’ya geldiler.

Genç oyuncuların fazlalığını düşündüğümüzde ülke ismi olarak tabii ki kupayı hedefleseler de, asıl hedefleri ilerleyebildikleri kadar ilerleyip, yapabileceklerinin maksimumunu yapmaktı. Kura şansı ve gençlik aşısı, onlara yarı finale kadar yardım etti. Futbolun beşiği, binlerce seyircisini arkasına almış “Fotball’s(It’s) Coming Home” nidalarıyla finale doğru yürüyordu; ancak önlerinde final için son bir 90 dakika kalmış ve rakip bir başka rüyaya yürüyen Modric önderliğinde Hırvatistan’dı.

İngiltere maçta öne geçmişti, binlerce İngiliz acaba olacak mı diye düşünürken maç berabere bitip uzatmalara gitmişti. Herkes yorulmuş, kendini penaltılara hazırlarken olanlar olmuş, futbolun beşiği penaltı atışlarını göremeden uzatmada yediği golle evine bir kez daha eli boş dönüyordu. Ama bu sefer başları önde değil, gelecek adına umut vererek, kupanın kıyısından dönerek veda ediyordu Rusya’ya… Hikayenin diğer kahramanı Hırvatistan’ı ise, kupa için son bir 90 dakika daha bekliyordu, rakip mi; güçlü Fransa…

Belki de Fransızlar dışında dünyadaki tüm futbolseverler bir farklılık istiyor ve daha önce bu kupayı hiç müzesine götürmemiş bir ülke olan Hırvatlar’ın maçtan galip gelmesini arzuluyorlardı. Maçın gidişatı bir hayli çekişmeli geçeceği görüntüsünü verse de, ilerleyen dakikalarda güç farkı net bir şekilde ortaya çıkıyor ve hepimizin bu hülyadan uyanmasını sağlıyordu.

Evet, yine olmamıştı. Yine, gönüllerin arzuladığı değil, güçlünün istediği olmuştu. Tabii ki Fransa güçlüydü, bu kupa adına favoriydi, sonuna kadar da hak ettiler o ayrı bir konu; ancak futbolsever olarak o kupanın Hırvatistan’da kalması, çok güzel bir rüyanın gerçekleşmesi demek olacaktı, olmadı!

Bu mükemmel organizasyonun yaşanmasında emeği olan kim varsa, hepsinin ellerine sağlık. Rusya, ülke olarak bu turnuvanın mükemmele yakın ilerlemesinde üstüne düşen her şeyi eksiksiz yerine getirdi, bizlere de bu mükemmel turnuvanın tadını çıkarmak düştü.

Bir büyük organizasyonun daha sonuna geldik, umuyoruz ki bir dört yıl sonra, içerisinde Milli Takımımızın da bulunduğu bir Dünya Kupası ile biz de bu heyecana yakından ortak oluruz…

Şampiyonluk için tebrikler Fransa.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir