Yeni bir yıla başlamanın olmazsa olmaz bir ikilemesi vardır; “acısıyla, tatlısıyla”. Acısıyla tatlısıyla bir yılı daha geride bıraktık sevgili, saygılı ve pek muhterem okuyucularım. Bu yıl pek çok yazıyı kah gülerek kah düşünerek beraber paylaşma şansına nail olduk. Yeni yılda da keyifli yazılarımıza devam edeceğiz. Okuyup emek verecek tüm değerli okurlarımıza teşekkürü borç bilirim. Lütfen şikayetlerinizi bizle, memnuniyetlerinizi dostlarınızla paylaşınız.

2017 yılı da “ne film yaptı bee” denecek kadar çok film yaptı. Oturup sizlerle film analizleri yapmak yerine, yeni yılı da fırsat bilerek bu sene neler izledik onları yazacağım. Malum yıl sonu işler yoğun, basitinden bir yazı yazıp geçiyorum. Bu yazımızda, Birand Akgündüz Sinema Akademisi’nin birbirinden değerli sinema otoritesi dostlarımla beraber Golden Binoculars ödüllerini veriyoruz.

Bu sene dehşet sayıda Süperkahraman filmleri çıktı piyasaya; Spider-Man: Homecoming, Justice League, Wonder Woman, Guardians of the Galaxy Vol.2, Logan ve Thor:Ragnarok.

Bunların çoğunu burada incelemiştik. Spider-Man’in eve dönüşü, Adalet Takımı ile DC’nin yükselişe geçişi gibi… Herkesin bayıldığı fakat bana göre pek numarası olmayan Wonder Woman ya da mizah seviyesi olarak ilk filmden farkı olmayan Galaksinin Koruyucuları ve çok da bir şey vaadetmeyen Thor da bu yılın filmlerindendi. Birbirinden şahane filmlerin yarıştığı bu dalda ödülümüz Logan’a gidiyor. Öncelikle Hugh Jackman’ın vedası niteliğinde olan, sonunda R-Rated bir Wolverine filmi izleme şansını bizlere veren Logan tüm rakiplerinin önüne geçiyordu. Günahları var mıydı? Tabi ki fakat yaşlı Logan’ımıza ve Charles Xavier’a bir saygı duruşu niteliğinde olduğu için sinema otoritesi dostlarım ve ben gözümüzden yaşlar gele gele birinci seçtik bu filmi. Umuyorum ki Disney’in Fox’u almasıyla Marvel haklarının da evine dönmesi sonucunda Old Man Logan uyarlamasını, Hulk’ıyla, Hawkeye’ıyla orijinaline yakın bir biçimde bir kez daha izleyebiliriz. Önemli olan şimdi Wolverine’i kimin oynayacağı…

Gelelim dram kategorisine. En zor seçim de bu kategoriden. Keza pek çok iddialı filmi henüz ülkemizde gösterime girmediğinden dolayı izleyemedik. Bu filmleri izlemişiz gibi davranabilir, ekşici tayfa gibi sağdan soldan duyduklarımızla yorum yapabilirdik. Yüksek etik değerlerimizle uyuşmadığından bu yolu seçmiyoruz. Bu alandaki en iyi dram filmi ödülünü manyak yönetmen Bong Joon-ho’nun Okja’sına vermek istiyorum. Ne bileyim Dunkirk’e ya da The Killing of the Sacred Deer’e de gidebilirdi bu ödül. Ya da vizyona girdiğinde izleyebileceğimiz diğer filmlere. Fakat Okja öncelikle vizyoner bir iş. Netflix yapımı ve beyazperdede gösterime girmeyen bir film. Bu açıdan sinemanın geleceğiyle ilgili mesajlar da veriyor. Bundan 10 yıl sonra TV filmi dediğimizde aklımıza 2.sınıf aksiyon filmleri gelmeyeceğinin habercisi. Bunun yanında çok özel bir hikaye, muhteşem bir görsellikle anlatılıyor. Bu açıdan senenin en orijinal işlerinden birine bu ödülü layık gördüğümüzü kıvançla bildirmek isterim.

Komedi içinse çok netim: Baby Driver. Eğer hakkında muazzam şeyler okuduğum James Franco’nun The Disaster Artist’ini izleyebilseydim ödülü kesinlikle ona verirdim fakat dediğim gibi izlemediğim filmi değerlendirmek istemedim. Baby Driver sinemanın dahi çocuklarından Egdar Wright’ın soygun türündeki filmi. Nereden bakarsanız bakın komediyle ilgisinin olmadığını göreceksiniz. Ancak film boyunca yüzünüzdeki tebessüm eksik olmuyor. Ayrıca izleyebileceğiniz en özel soygun filmlerinden biri. Müzikleri ve sahneleri ile çok acayip bir yapım. Boş Amerikan komedilerine ödül vermektense, Altın Küre gibi Komedi-Müzikal olarak bir kategori açıyor, bu yılın en iyi komedisi olarak Baby Driver’ı seçiyorum.

Sıradaki türümüz korku. Ben ömür billah korku filmi seyretmiş adam değilim, yazmıştım da bunu. Bu sene baskılara dayanamayarak korku türünde birkaç film izledim. Bu yüzden de korku türüne de ayrıca değinmek isterim. Bu yıl beni en çok etkileyen Get Out ve It oldu. Get Out gerçekten de insanı geren bir film. Diyalogları olsun ambiyansı olsun, verdiği mesajlar ve alt metni olsun çok özgün bir iş. Absürtlükle gerçeklik arasında şahane bir sınırda duruyor. Yönetmeni Jordan Peele geleceğe dair büyük umutlar veriyor bu film ile. Fakat bu daldaki ödülü It’e vermek istiyorum. Çok daha komple bir film çünkü It. Stranger Things ile yükselişe geçen, Stephen King referanslı çocukların başından geçen gizemli hikayelere eşik atlatan bir yapısı var. Korkutma işinde de ziyadesiyle başarılı. Hiç düşmeyen temposu ile bu sağlam uyarlama yılın en iyi korku filmi diyebilirim.

En iyi belgeselde ise ödül bizden bir filme gidiyor; Kedi! Ceyda Torun’un bu güzel belgeselini en iyi olarak seçme nedenim ise şu; basit bir konuyu çok basit bir şekilde işlemiş. “Efendim kedilerin anatomik yapısı şöyledir, tarihsel süreçte yeri buradadır” gibi bilgi deryalarına girmeden size güzel bir seyirlik bırakıyor film. Başrolde kediler var; insanlar mahallelerindeki kedileri anlatıyorlar falan. Kedi zaten böyle bir şey değil midir? “Ay şu sarı kedi çok arsız, şu kedi çok uysaldır.” İnsan için kedi tam olarak budur; kedilerin kişiliklerini anlamayı-anlatmayı severiz. Belgesel de bundan ötesine odaklanmamış; odağında kediler ve insan-kedi ilişkisi var. Mahallelerimizde geçiyor film. Sokakta geziyormuş gibi bir hissiyat veriyor insana. Bu yüzden de çok samimi ve sıcak olmuş. Tebrik ederim.

En iyi yönetmen ödülü kesinlikle Nolan’a gidiyor. Daha izleyemediğimiz filmler var kabul. Mesela Martin McDonagh’ın Three Billboards Outside Ebbing, Missouri’sinden çok ümitliyim. Ama yok bu ödül kesinlikle Nolan’ın hakkı. Onun Dunkirk’te yaptığı şeyi yapabilmek imkansız çünkü. Savaşın içinde epik olmayan hatta bir kaybediş hikayesini anlatıyor. Fakat öyle anlatıyor ki; her zamanki gibi zaman algısıyla öyle bir oynuyor ki bu basit bir savaş hikayesi olmaktan çıkıyor artık. İzlediğiniz hiçbir savaş filmine de benzemiyor anlatımı sayesinde. Anlatımın dışında da tüm o kara, deniz ve hava görüntüleri de inanılmaz seviyede gerçekçi. Bu açıdan en iyi dram filminde ibnelik yaptığımız Nolan’a en iyi yönetmen ödülünde hakkını teslim ediyoruz.

Ödülü tartışmasız alacak bir diğer yapım da en iyi dizi kategorisinde. Açılın… Ödülün sahibi geliyor…

Şahane diziler izledik bu sene. En basitinden son bir ay içinde Netlix’in Mindhunter’ı ve Dark’ı bile efsane statüsünde iki yapımdı. Ozark iyiydi mesela, ne bileyim 13 Reasons Why, Taboo, American Gods hepsi de kaliteli yapımlardı. Fakat 7 düvel bir araya gelse The Handmaid’s Tale gibi bir iş çıkaramazdı. Bu yılın en iyi dizisi kesinlikle The Handmaid’s Tale. Hem konu itibariyle hem de prodüksiyon bakımından kusursuz bir iş. Konusunun bizim ülkemiz için çok geçerli olmasıyla Türklerin de fazlasıyla dikkatini çekti bu dizi. İnsanı darmadağın eden bir yapım. Tek bir falsosu yok. En iyi olduğunu söylerken içimin en rahat ettiği iş hatta. Umuyorum ki aynı güzellikte devam eder. Saygılar…

2017 yılı Türk dizileri için de bir milat oldu. Ciddi manada internet yayıncılığına başlandı bu konuda. Fi ve Masum… Gerçekten de çok güçlü iki rakip. Masum ücretli bir platformda yayımlandığından biraz daha az bilinir bir iş olarak kaldı, Fi ise hem konusu itibariyle hem de ücretsiz izlenebilir oluşu ile ülkenin en çok ses getiren yapımlarından biri oldu. Ana akıma hitap ediyor olmasına karşın Fi kalitesinden ödün vermeyen bir dizi. Ancak buradaki ödülü işlenişteki bütün eksilerine rağmen Masum’a vermek istiyorum. Hem öncü bir yapım olarak geriden gelenlere yol gösterme cesareti verdiği için hem de bir tiyatro oyunundan uyarlanmış olması ve usta oyunculara yer vermesi itibariyle…

Ödüllerimizi dağıttık ve yazımızın sonuna geldik. Bu yılı bol bol izleyerek geçirdik. 2018’de birbirinden güzel filmler izleyebildiğimiz sağlıklı ve mutlu bir yıl olur umarım. Hepinize şimdiden iyi seneler dilerim!