"Enter"a basıp içeriğe geçin

Gidenlerden…

Karşımda heyecanlı heyecanlı hayallerini anlatırken dalıp gitmişim. Ellerini hararetle sağa sola sallıyor. Beş dakikada bir su içiyordu kuruyan dili damağı için. Dağınık saçları, arkasından esen rüzgarla iyice dağılmıştı ki bu hiç umrunda değildi, saçlarını kulak arkasına sıkıştırıp anlatıyor, anlatıyordu. Ben niye dalıp gitmiştim onun kalbindeki kelebekler uçuş uçuşken. Bendeki karamsarlığın sebebi güneşe müsaade etmeyen bulutlar yüzünden miydi? Yok ya; hiç bulutu, güneşi suçlamanın alemi yok, hiç saklama kendinden dedim kendime.

Ve garsonun “bir çay daha içer misin?” demesiyle irkildim. “Alırım bir çay daha!” dedim. O an anladım ki hayal kuramıyorum artık ben. Silkelenmek, azıcık ışınları yüzüme yüzüme vuran güneşin sıcaklığını içime çekmek istedim de nerde… Çoktan geçti kara bulut yine önüne.

Ben böyle dalıp gitmişken kendi halimde. “Aaa aşkolsun ama dinlemiyor musun sen beni?” demez mi! Haklıydı sonra kendi hayalsizliğimi bir kenara bırakıp daldık Sıla’nın hayal bahçesine. Konu malüm, aşık olmuştu bizim kız. Çalıştığı işyerine gelmişti bizim delikanlı. İlk bakışta aşk bizimkisi diyordu da başka bişey demiyordu. Çocuk aramış sonra, aldıklarıyla ilgili saçma sapan şeyler sorup bir şekilde öğrenmiş ismini. Bizim kızın da gönlü kaymış bir kere, söyleyivermiş ismini. Sosyal medya diye birşey var artık. Bulmuş çocuk bunu. Bir kaç yerden hem de, eklemiş heryerden.

Eskiden böyle miydi ya? Onun geçtiği yerden on kere geçerdin belki, bir kere daha denk gelirsin diye.

Nazlanmış etmiş başta biraz ama kabul etmiş bizim kız. Ve o gün karar vermişler nereye gideceklerine, neler yapacaklarına. Hayal bizim kızın işi. Dedikleri gibi de olmuş. Kahvaltı etmişler, deniz kenarında yürümüşler, kağıt helvayı bile bulmuşlar, hayallerinde oda var sonuçta.

Sosyal medyadan ulaşmışlar birbirlerine ama yasaklar başlamış tabii, ya onun gibi mesaj atan olursa diye korkular sarmış delikanlıyı. Ortak hesap açmışlar önce diğer hesaplar da kapanacak demiş delikanlı. Yok demiş bizim kız güvenmiyorsan yürümez böyle. Öyleydi böyleydi derken birbirlerine karışmamaya özel hayatların saygılı olmaya karar vermişler.

Vay be dedim. Sen ne zaman büyüdün, daha dün kucağıma almıyorum diye, istediğini vermedim gibi saçma sapan şeyler için ağlama komasına giren sanki o değildi.

Çayımdan bir yudum daha aldım. Onu eve bırakıp ben de düştüm yola. Derin bir nefes aldım. Ne güzel hayallerle kuruluyordu bir yuva. Gönlüne düşenle ömrünü huzurla geçirmesini diledim. Ve bastım gaza.

Nereye gittiğimin değil de gittiğim yerde nasıl karşılanacağım sorusu yiyip bitiriyordu içimi. Sonra hak verdim Tezer ÖZLÜ’ye ne güzel demişti.

Nereden geldiğim sorusunun yanıtlamak istemiyorum. Hiçbir yerden gelmiyorum. Kendimden başka.

Belki bu yüzden sevdim onu ne de olsa o da gidenlerin kadınıydı.

İlk Yorumu Siz Yapın

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir