Herkesin gönlünde başka bir yeri var diye düşünürken buldum kendimi. Galata Kulesi’nden bahsediyorum. O heybetli duruşuyla herkese yukardan çalım atan delikanlıdan. Delikanlı diyorum çünkü yine bilmeyen yoktur, şehrin nazlısı Kız Kulesi’yle aşklarını. Aşık olmuş bizim delikanlı o dört başı mamur kızımıza. Gel gör ki öyle uzaktan bakar, bilemezmiş sevdası karşılıklı mı değil mi? Bilmezmiş ki bizim kız zaten çoktan abayı yakmıştır, herkesin ilk görüşte aşık olduğu o delikanlıya.

Neler neler atlatmıştır. Fener kulesi olarak yapılmış. Sonra geçmiş başkasının eline esir kulesi olmuş. Esarete dayanamayan esirler atmış kendilerini gövdesinden de, yangın kulesi yapmış yine başka biri. İki kere yangın geçirmiş de, rasathane yapmışlar habercisiyken depremlerin. Ne depremler geçirmiş, yaralar almış… Yine de vazgeçmemiş sevmekten. Vazgeçmemiş bu deli sevdadan. Bir fırtınada kubbesi uçmuş. Utanmış sevdiğinden “görmese bari beni” diye geçirse de aklından, bilmezmiş ki ona sevdalı kız kulesi görmezmiş uçan kubbeyi. Kendi gibi bir delikanlıya anlatmış sevdasını. – “Yok mu çaresi? Bir haber yollasam ondan bir haber alsam.”  Yıkmaz demiş duvarlarımı gam bile.

Derin bir nefes alıyorum ve devam ediyorum.

Dur! demiş bu delikanlı “bir çaresini buluruz elbet” deyip ayrılmış yanından. Beklemiş delikanlıyı sabırla zira beklemekten başka şansı da yokmuş. Uzun gecelerine ışık olurmuş sevdiği de bir haber yollayamazmış. Ve çıkagelmiş sözünün eri delikanlı takmış kuşa benzer kanatlarını. Salıvermiş kendini Galata’nın göğsünden. Yine baka kalmış bizim delikanlı ardından. Savrulurken havada ulaşamamış bizim kıza fakat. Her lodosta sevdiğinin kokusunu duyacağı için heyecanlanan bizim kız. O gün daha büyük bir sürprizle karşılaşmış.

Salıvermiş üzerinden geçerken, çiçeklerden kolyesini narin kızımızın gerdanına çünkü bizim Hazerfen.

Kavuşamamış bizimkiler hala bakarlar birbirlerine uzaktan. İlk günden farkı artık haberdarlardır sevdalarından.