Flashpoint

Marvel ve DC hakkında daha önce de yazdım. Herkes de bu iki kurum hakkında üç aşağı beş yukarı ortak düşünce ve yorumlara sahiptir zaten. DC fanları, sinemada Marvel’ın çok sağlam adımlar attığını, Kevin Feige önderliğinde çizgi romanda onları ön plana koyan tüm detayları, sinemaya da yansıtabildiklerini kabul edeceklerdir. Aynı fanlar DC Comics’in, sinema konusunda Nolan’ın Batman serisi gibi büyük işler yapılmış olsa da bazısı Warner Bro’s kaynaklı sebeplerden ötürü ne idüğü belirsiz filmler yaptığını kabul ve beyan edeceklerdir. Warner Bro’s bir anlamda bu piyasanın Aziz Yıldırım’ı gibi. Her şeye karışıp berbat ediyorlar. Yani bir gün çıkıp “Bizim Batman sevgimizi kimse sorgulamasın, biz Batman için hapis yattık” derlerse şaşırmayacağım.

Fakat Marvel fan’ları da şunu kabul etmelidir ki; çizgi romanlarda ve özellikle de animasyon serilerinde DC’nin yadsınamaz bir üstünlüğü vardır. Marvel’ı bu konuda geriye düşüren özelliği karakter oluşturmada da DC’nin altında kalmasını sağlayacak dezavantajlara sahip oluşudur. Kızmadan şunu bir düşünün, DC’nin derinlikli, mitolojik öğelerle bezenmiş, psikolojik sorunları olan karakterlerine karşı, Marvel hep daha komik, daha geyik karakterler oluşturmuştur. Spider-Man’i olsun, Iron-Man’i olsun hepsi güldürü öğeleriyle doludur. Yani Thor gibi bir tanrıyı dahi esprili bir anlatımla sunma yolundalar. DC’nin karakterlerine baktığınızda; çocukken ailesi gözlerinin önünde öldürülen sorunlu bir milyoner, uzaydan gelen bir süper insan, bir robot, Amazon prensesi, Atlantis kralı iken, Marvel’da ise böcek sokmuş bir çocuk, serum yemiş bir yüzbaşı, serum yemiş komik bir adam, serum yerine gama ışını yemiş bir bilim adamı ve doğuştan serumlu mutantlar şeklinde gidiyor. Yani Batman’in çocukluk travmalarına,Tony Stark’ın çapkınlığıyla karşılık veriyor Marvel. Hal böyle olunca iyi bir yönetmenle ezip geçiyor Marvel’ı DC, ama Feige sağ olsun bu güldürü öğelerine öyle uygun filmler çekti, öyle bir evren oluşturdu, her kahramanına üçer beşer orijin hikayeler çekerek karakterlerini öyle bir oturttu ve oyuncular arasında öyle bir sinerji yakaladı ki Marvel, DC elindeki potansiyeli hala daha kullanamadığından salaklığına yanabilir.

Fakat dediğim gibi, çizgi filmlerde de hep üstün oldular, çünkü hep yetişkinlere hitap ettiler. Batman The Dark Knight Returns ikilemesi, Under the Red Hood, Killing Joke, Superman Doomsday, Justice League seri animasyonları gibi sağlam işler yaptılar. Marvel’ın da fena işleri yoktu, çocukluğumuzun Fox Kids’inde yayımlanan Spider-Man, X-Men gibi şahane çizgi filmleri vardı ancak süreklilik arz etmedi. DC ise Marvel’ın sinemada izlediği yol gibi her karakterine ayrı animasyon filmler yapıyor, Justice League’de bunları bir potada topluyor ve çeşitli varyasyonlarda sunuyordu. Her birinin içinde de edebi bir ağırlığın olduğunu, kurgu açısından çok başarılı olduklarını, çok başarılı oyuncuların seslendirdiğini, her şeyden evvel de çocuk işi olmadıklarını söylemek isterim. Bu animasyonların içinde cinsellik, küfür, alkol ve şiddet var.

Gelgelelim DC bu başarı öğelerinin hiçbirini sinemaya yansıtamadı. Nolan’ın Batman’i çok başarılıydı kabul fakat Bruce Wayne’nin şizofrenin, obsesifin, depresifin ve tabi ki psikopatın önde gideni olduğunu anlatmıyordu. Nolan’dan önceki aday olan Aranofsky’ye, bu Batman’i anlatmak istediği için izin çıkmamıştı. Yapılan Wonder Woman filmi fecaatti. Batman v Superman ise mükemmel bir metne yapılabilecek en berbat uyarlamaydı. İnanın ki animasyonunu izlemek size çok çok daha büyük keyif verecektir. İşte DC’nin evren yaratma konusundaki başarısızlığı ortadayken, şahane bir animasyonu daha uyarlama girişiminde olduğunu öğrendim.

Justice League: The Flashpoint Paradox

Çizgi romanını okumadım ancak muazzam bir animasyon olduğunu söyleyebilirim. Konusu çok kompleks; Flash hız duvarını aşıyor ve kendini yeni bir alternatif gerçekliğin içinde buluyor. Fakat bir bakıyor ki bu evrende özel güçleri yok, karısı başka bir adamla evli, annesi ise hayatta. Bu evrende Aquaman ve Wonder Woman ters düşmüş, orduları savaş halinde. Amazon kadınları Londra’yı fethetmiş, Atlantis halkı ise nükleer silahlarla Londra’yı vurma peşinde. Yani bir nevi ABD-Rusya metaforu. Bu savaş tabi ki dünyanın canına okumuş durumda, özel güçlere sahip irili ufaklı kahramanlar bu savaşta insan ırkını korumak adına direnişçi bir ekip oluşturmuşlar. Justice League ise hiç kurulmamış; Cyborg, direkt Amerikan Hükümetine çalışan bir adam olmuş, Hal Jordan, Green Lantern olmamış, Superman, Kent ailesi tarafından bulunmamış ve doğduğu günden beri gizli bir laboratuvarda denek olarak tutulmuş, hastalıklı, zayıf bir Superman’den bahsediyoruz. İşte böyle bir evren. Yalnız bu evrendeki en ilginç detay Batman ile ilgili. Evet bu evrende de bir Batman var. Ancak Wayne ailesi opera çıkışında saldırıya uğradığında hayatını kaybeden Thomas ve Martha Wayne değil küçük Bruce olmuş. Oğlunu kollarında kaybeden Martha Wayne’nin ağlamaları kahkahaya dönüyor ve kadıncağız oracıkta akli melekelerini yitirerek Joker’e dönüşüyor. Thomas Wayne ise oğlunu kaybetmenin acısını suçlulardan çıkarmak adına bir intikamcıya evriliyor, sembolü tabi ki yarasa. Fakat Bruce Wayne’in tersine teknolojiyle çok işi olmayan, silahlar ve bombalar kullanan acımasız bir anti kahraman profili çiziyor Thomas Wayne’nin Batman’i. O kadar asi bir adam ki Cyborg’un dünyayı kurtarmak adına kurmaya çalıştığı özel insanlar topluluğunun beyni olmayı bile kabul etmiyor. Öyle de bir imajı var ki; Amerikan Başkanı, Batman’i projeye dahil edemediği için Cyborg’un tüm yetkilerini elinden alıyor.

Fakat tüm bu olaylar, Flash’ın Thomas Wayne’le karşılaşıp, başka bir gerçeklikte Bruce’un yaşadığını ispatlamasıyla değişmeye başlıyor. Ancak Allah’a emanet dalmıyorlar sağa sola. Gayet yetersizler. Böyle bir kaosla başa çıkmak için önce Superman’i kurtarma planı yapıyorlar. Superman’in vebalı gibi hasta, zayıf ve korkak bir tip olduğunu görmeleri falan da çok orijinal. Güçleri neredeyse hiçbir şeye yetmiyor. Son teknolojiyle ortalığı dağıtan bir Batman, günü kurtaran bir Superman’imiz yok ortada. Aslında düşünüldüğünde tamamen bir direniş hikayesi bu. Ve bu direniş inanılmaz resmedilmiş çizgi filmde. İnanın milyar dolar bütçe ayırıp, Tarkovski’ye çektirseniz böyle bir atmosfer göremezsiniz.

Hal böyleyken böyle bir animasyonu Warner Bro’s ve DC gibi gayet başarısız referanslara sahip iki kurumun sinemaya uyarlayacak oluşu insanı korkutuyor. Kaprisleriyle Ben Affleck gibi bir adamı Batman projesinden kaçıran bir stüdyo bu. Marvel’ın oturttuğu o düzenden çok uzaktalar. Bazı karakterlerin orjin hikayesi var, bazısınınsa yok. Daha karakterlerin aslını anlatamazken, karakterlerin başkalaştığı bir hikayeyi nasıl anlatabilecekler merak konusu. O iğrenç mavi ve kahverengi filtrelerle, uzaylılarla kafayı bozmuş yapılarıyla o gerçekçi işgal ortamını nasıl işleyecekler, Flash-Thawn kavgasını hikayenin merkezine koyup, aynı zamanda Wonder Woman-Aquaman savaşını anlatıp, ayn zamanda Superman ve Batman hikayelerine ve diğer karakterlere nasıl değinebilecekler bilmiyorum. Eminim ki bir çok şey hikayeden çıkarılacak, film gereksiz bir çok şeyle doldurulacaktır. Sony bile bu işlere uyanıp Venom’u Tom Hardy’ye oynatabilirken, eminim ki en gereksiz oyuncular ve olabilecek en kötü yönetmeni seçecektir WB. Bu adamlar doğru işi doğru kişilere verip gerisine karışmamayı öğrenmedikçe biz çok daha kötü filmler izleriz.

Not: Ben bu satırları yazarken, Justice League filmi gösterime girdi. Filmi izleme şansım olmadı ancak fena olmadığı söyleniyor. Bir takım şeyler düzeltiydiyse bu yazıdaki negatif eleştiriler hakkında tekrar konuşmak gerekebilir.a

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir