Fizik ve Metafizik

Gerçekten böyle bir şey var mı ?

Tarihte; Pisagor’un aldığı inisiye eğitimi, ardından Hitler ve yola birlikte çıktığı dört kişinin bir tarikat kurarak zaman yolculuğu ve ari ırk hevesleri, hatta bu konu ile ilgili araştırmalar için Hindistan’a ve Tibet’e gidilmesi… Bu gerçekten inanılası bir şey mi? İnsan beynindeki bir takım hücreleri aktif ederek bu tür aksiyonlar mümkün mü? Bunun da ötesinde, ”üst zekalı” denilen dünya dışındaki varlıklarla temasa geçebilme çabaları… Gerçekten aklım almıyor.

        

Isaac Asimov’un kitaplarının ardından Zecheria Sithcin’in birkaç kitabını da okudum. O dönemler, bu konular bir hayli dikkatimi çekiyordu. Asimov’ un yazıları o zaman her ne kadar ütopik olmuşsa da, -günümüzde ki ar-ge çalışmalarının projeleri olduğunu görmekteyiz- konuların metafizik tabanlı oluşu ilginç geliyordu. Çünkü yazar bir fizikçiydi. Daha da gerilere gidilirse, tarihte “Gılgamış Destanı” denilen bir olayımız var. Eskilerin de dediği gibi “Ateş olmayan yerde duman tütmez” söyleminden yola çıkarsak, incelemeye değer görüyorum.

        

Diğer yandan aklıma takılan bir şeyler daha var. Çocukluk yıllarımız, radyo yayınlarında “arkası yarınlar” ve büyüklerimizin “ajans” dedikleri haber programlarını dinlemekle geçti. Bu süreç tüm çocukluk yıllarımız, hatta gençliğimizin ilk dönemlerinde hakim olmuştur. Fakat gelin görün ki, birden bire, TV dönemine geçildi. Hem de öylesine hızlı oldu ki, aniden gelen televizyon teknolojisi, kısa bir süre sonra renkleniverdi. Ardından bilgisayar hatta internet… Opsss dedi benim akıl. Neler oluyor… Hangi akıl, hangi zeka… Telefon bulunalı yüz kırk yıl olmuş… Yani elektrikse elektrik, elektronikse elektronik, babası var… Ama aniden yüksek teknoloji, beni hala düşündürüyor. Bu olanlar insan aklı, insan işi mi?

        

Gençliğimde yani 80’li yıllarda bir dergide okumuştum. Dünyada iki tür uzaylıların var olduğunu, bir türün direkt olarak dünyadaki yaşamı yok edip kendi medeniyetlerini kurmak istediklerini, diğer türün ise, insanlığın yeryüzündeki süreçlerini tamamlamayı beklediklerini yazıyordu. Hatta iyi uzaylı dedikleri bu ikinci türün teknolojik olarak destek verdikleri falan.

Teknolojinin son yıllardaki ilerleyiş hızına bakılacak olursa, bu teoriye sıcak bakmak, sanki işime geldi. Çünkü yaşanılan bir çok gelişme ve gelişmedeki baş döndürücü hız, insanı hayretler içinde bırakmaya yetiyordu. Dünyadaki teknolojinin merkezi olarak bilinen firmaların ve temsilcilerinin yaptıkları açıklamalar ise, mucize denilecek türden. Özellikle sağlık alanında yapılması hedeflenen (nano teknoloji, 3D printing teknolojileri) projeler, gelecek açısından oldukça umut verici. Bir yanda yakın geçmişte, at arabasının ahşap tekerleğinde yaşamlarını kazanmaya çalışan çiftçiler, diğer yanda ise, uydular aracılığı ile dünyanın diğer yanındaki olaylara saniye diliminde müdahale edilebilmesi.

        

Binlerce yıl geriye gidiyor ve insanların Astronomideki tespitlerine bir göz atıyoruz. Uygun zeminlerin en yükseklerine rasat evleri kurulmuş, zamanın teknolojisine uygun gözlem aletleriyle güneş sistemimiz ve sistemde dizili olan gezegenler isimlendirilmiş, yakın geçmişte dahi “Dünya yuvarlaktır.” dediği için insanlar yakılırken, Eflatun, tanrıları küçük düşürücü sözlerinden ötürü zehirlenerek öldürülmüşken, gezegenler arasındaki çekim ilişkileri hesap edilip yazılmış çizilmiş. Bu durumda insan sormadan edemiyor; tüm bunların nedeni medeniyetler arasındaki kopukluk ya da büyük savaşlarda ülkelerin edebiyat ve tarih kaynaklarının, kütüphanelerce yakılıp yok edilmesi mi yoksa bir takım çıkar gruplarının(!) eğitim ve öğrenimi engellemiş olmaları mı… Bunlara en güzel örnek de; birkaç yıl önce, Mayaların takvimi üzerine üretilen komplo teorileri sayesinde dünyada yaşanan karnaval tadındaki komedidir.

Sonuç olarak bu soruların yanıt bulabilmesi için yeni kaynaklara ulaşılabilmesi ve bir an önce çözülebilmesi gerekmektedir.

Sevgiyle Kalın.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir