Fantazi Dizi Piyasası

Geçtiğimiz haftalarda birbirine çok benzeyen iki diziye başladım. Blutv’nin 7Yüz’ü ve Channel4’un Electric Dreams’i. Birbirine benziyor dedim diye yanlış anlaşılmasın, anlattıkları farklı fakat anlatım tarzları ve bende uyandırdıklarında yakınlaşmalar olduğu için kullandım bu ifadeyi. Akla getirdikleri en büyük benzerlik de şu; “bu diziler olmuş mu yoksa hayal kırıklığı mı?”

Geçen dönemde zaten sıkça dizilerin günümüzdeki gelişiminden bahsetmiştim. 7Yüz bunun ülkemizdeki son örneği. Aslında dizi bittikten sonra kritiğini yapmayı düşünüyordum. Bitmemiş bir dizi için yazmak ne kadar doğru bilmiyorum ama bu hafta başka bir konu bulamadım maalesef.

7Yüz adından da anlaşılabileceği üzere yedi bölümden oluşan bir mini dizi. Yöneten ve yazanı; Tunç Şahin. Kendisinin daha evvelden bilinen tek işi Karışık Kaset adlı romantik komedi filmi.  7Yüz ise kendisinin kariyerine eşik atlatacak bir yapım. Her şeyden önce Doğan Grubu’nun bu işe onay vermiş olması şahane. Doğan Grubu sayesinde dev oyuncuları izleyebiliyoruz bu dizide. Cem Davran’ı yıllar sonra ekranlarda görmek, Tilbe Saran ve Genco Erkal gibi isimleri izlemek gerçekten büyük bir lütuf.

Epizodik bir dizi 7Yüz; bizim televizyonlarda aşina olduğumuz bir şey değil bu. Her bölüm farklı bir hikaye anlatılıyor ve bu hikayeler küçük ipuçlarıyla birbirine bağlanıyor. Ben bu satırları yazarken dizinin beşinci bölümü yayımlandı. Yayımlanacak iki bölüm daha var. İyi reklamlarla çıktı piyasaya. Black Mirror Türkiye uyarlaması olarak lanse edildi. Sonra oyuncu kadrosuyla yaptı reklamını. Bu anlatılanlar bir risk yaratıyordu aslında, daha birkaç ay evvel ciddi ciddi Shameless’ın Türk Televizyonu’na uyarlandığını görmüştük. Bu bizim memlekette yaşanabilecek son şeydi, ütopik bir şeydi, imkansızdı.

Öyle ki yapılan şeyin Shameless’ın İngiliz ve Amerikan versiyonlarıyla ilgisinin olmadığını bize özgü bir kenar mahalle hikayesinin, Shameless adının kullanılarak reklamının yapılmasından başka bir şey olmadığını görmüştük. Bu nedenle de 7Yüz de aynı şeyi yapıyor olabilirdi. Black Mirror fazla iddialıydı keza bir dahi yaratısıdır. Bizim memleket sınırlarında böyle hikayeler yazılması görülmüş şey değil ki, bilim kurgu yazarı bile yok bizde! Fakat isimlerin büyüklüğü ve bunun Blutv referansıyla yapılıyor olması güven vermiyor değildi. İlk bölümüyle bu önyargıları yıktı bende. Müthiş doğal bir oyun oynanıyordu. Cem Davran döktürüyordu. Onun göründüğü sahnelerden itibaren gerilmeye başlıyordunuz. Hikaye fena işlenmemişti. Daha iyi olabilir miydi? Evet. Ama bu bölüm özelinde bu dizi olmuş gözüküyordu. Black Mirror gibi teknolojik bir distopya değildi tabi ancak vurucu hikayeler anlatacağı belliydi. Atmosferi ve işlenişiyle belki de insanda Black Mirror’ın bıraktığı o şok etkisini bırakabilirdi.

İnternet dizileri bizde yeni olduğundan kafadan şu artı oluşuyor hepimizde; sansür yok. Evet, ama bir iş salt özgür olduğundan iyi olarak adlandırılabilir mi? Küfür ya da sevişme sahnesi bir diziyi iyi kılabilir mi? Tv dizileri çok uzun, internet dizileri kısa diye baş tacı yapılır mı? Bence hayır. Bu tip şeyler zamanla oturacak. Şu an sansür yok, süreler kısa diye internet dizilerimize yüksek krediler verebiliyoruz. Örneğin Masum’un ve Fi’nin pek çok hatasını sırf özgür işler diye görmezden geldik. Buna çok fazla devam etmeyeceğiz; artık özgür olmasından bağımsız, o işin iyi olmasını da bekleyeceğiz. Şahsım adına karakter şarap içiyor diye berbat bir hikayeye göz yumamam. Recep İvedik izlemek gibi yani; bir saat güleceğim diye beynimi emanete bırakamam ya. E Türkler dizi yapmış diye de olmamış işlere tahammül edemem. Bu iş progresif. Bu yüzden de artık Türklük, baskısızlık, sansürsüzlük etkilerinin dışında, iyi hikayeler, iyi yönetmenlere emanet edilmeli, iyi işlenmeli ve iyi oyuncularla oynanmalı. Rakipler çok ciddi keza. Amerika’da David Fincher dizi yapıyorsa, sen de burada Demirkubuz’a, Nuri Bilge’ye falan yaptırtmalısın. Louis C.K. dizi yapıyorsa Cem Yılmaz’a da yaptırmalısın. Yaptırmalısın ki para kazan, para kazan ki daha iyisini daha fazlasını yap, yap ki yeni isimlerin de piyasaya çıkmasını sağla. Çünkü benim 7Yüz ile Black Mirror arasında seçim yapmam gerekirse, aralarında iki tıklama kadar eforsuz bir mesafe var.

7Yüz konusunu kısaca kapamam gerekirse, şahane bir girişin ardından berbat iki bölümle çuvalladı. Televizyonda da izlenebilirdi o iki bölüm. Hikaye ile ön plana çıkan yedi bölümlük bir dizide, iki bölümün hikayesinin çöp gibi olması dayanılır bir eziyet değildi. Hani tek bir konu anlatan dizilerde aralara böyle geçiş sağlayan bölümler atabiliyorlar hatta bütçe açabilmek adına tek planda geçen bölümler çekebiliyorlar (Breaking Bad, The Fly gibi). Bu tip dizilerde bu, hikayeyi kuvvetlendirmek adına yapılıyor. Fakat epizodik bir işte bu çok manasız. İnsanı diziden soğutabilir, hikayeler birbirinden bağımsız olduğundan tık diye de bırakılabilir. İşte ben de diziye devam etmemek adına ciddi bir karar almıştım. Benim gibi bu kararı veren seyirciler elbet vardır. Siz de böyleyseniz devam etmenizi öneririm. Çünkü düştüğü yerden iyi kalktı 7Yüz. Dört ve beşinci bölümleri gerçekten de uluslararası standartta buldum. Hele ki beşinci bölümü tiyatro oyunu kalitesindeydi. Herkesi her şeyi susturup Genco Erkal’ın mükemmel oyunculuğunu izlemelisiniz. Bölümler ile ilgili fazla spoiler vermiyorum. Belki dizinin son iki bölümü yayımlandığında daha derin bir inceleme yaparım. Son iki bölüm beklentileri karşılayabilir ve iyi bağlanırsa en iyi dizimiz dahi diyebilirim.

Black Mirror benzeri olarak pompalanan bir iş de Electric Dreams. Tabi ki o çok büyük bir referansa sahip. Yazarı Philip K. Dick. Dünyanın en büyük bilim-kurgu yazarlarından biri. Yapıtlarının sinema uyarlamaları çok başarılı, efsane yapımlar; Total Recall, Minority Report ve tabi ki Blade Runner. Bu filmler ve yazarın geçmişi insanın ayaklarını titretmeye yetiyor. Electric Dreams, yazarın çeşitli kısa öykülerinden uyarlanan bir iş. Steve Buscemi, Bryan Cranston gibi isimler yer alıyor. Bu bağlamda henüz yapım aşamasındayken herkesin sabırsızlıkla beklediği bir diziydi. Bu yüksek beklentiler maalesef çoğu zaman karşılanamıyor. Kimsenin haberi olmayan diziler birkaç sezon içinde bu rahatlıkla efsane statüsüne ulaşabiliyorlar. Electric Dreams konusu itibariyle Black Mirror’la kıyaslanması olmazsa olmaz bir diziydi. Sonuçta yazarı ortadaydı, epizodik bir işti ve teknolojik distopyaydı. Fakat yazının başında bu diziyle 7Yüz’ü kıyasladığım husus, aslında benzeri diye tanıtılmalarına karşın Black Mirror’la ilgilerinin olmamasıydı. Olmamalıydı da. Black Mirror başka bir diziydi, çok popüler bir diziye dönüştü diye benzer atmosferde geçecek bütün dizileri ona benzetmeye çalışmak yersizdi. Gerçeklik insan tarafından aranan bir şey. Yani ne kadar hayalci bir iş yaparsanız yapın, onun içindeki gerçeklikle ilgilenir izleyici. Black Mirror’ın en büyük başarısı budur. Olmayacak işin içindeki olabilirliği güzel anlatır hep. Yani o domuzun arkasında olduğunuzu düşündürür, sevgilinizin sizi aldattığını, beynine an be an kaydolan anılardan izleseniz neler olacağını düşündürür. Asıl amacı size teknolojiyi satmak değil, o teknolojinin bugünün insanının başına getireceklerini anlatmasıdır. Bunu da uçan arabalarla değil insan hissiyatına dokunabilecek icatlar üzerinden yaşatır.

Bu açıdan gerçekten de bununla ilgisi yoktu Electric Dreams’in. İlk bölüm olmasına karşın çok ucuz bir set kurulmuştu. Konu iyi işlenmiyor ve iyi bağlanmıyordu. Oyunculuklar hoş değildi. İlk iki bölüm itibariyle sadece anlatmak istediğini anlatan bir görüntü çiziyordu. Hmm teknoloji ilerlemiş dedirtmekten öteye gidemiyordu. Sizi şaşırtmak, germek gibi bir derdim yok, olanı yansıtıyorum der gibiydi. Bunu da her yerinden yapaylık akan bir ortamda yapıyordu maalesef. Tıpkı 7Yüz gibi devam eden bölümlerinde gelişme gösterdi Electric Dreams. Tekrar benzer bir cümle kuracağım. Eğer dizinizin temelinde hikaye anlatmak varsa o zaman hikayeleriniz iyi olmalı. Hikayeler geliştikçe dizi de gelişiyor lakin bunu da iyi bir kurgu üzerine inşa etmek gerek. İki dizi de bu sayede yaşadıkları düşüşlerin ardından toparlandılar. Çünkü bize anlayamayacağımız teknolojiler anlatmak yerine insani duygulara hitap etmeye başladılar. Nasıl ki Interstellar size Kip Thorne’un solucan delikleri teorilerini anlatırken esasen bir baba kız ilişkisini işliyorsa, bu diziler de yapaylığın içindeki gerçeği işlemeye başladılar. Bu sayede de iyileşmeye başladılar. Eğer bunu iyi yapmaya devam ederse benim Phillip K. Dick’s Electric Dreams’den yana umudum var.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir