Erken Seçim

“Erkem seçim vatana ihanettir.” “Seçimler zamanında gerçekleşecek.” “Erken seçim kesinlikle olmayacak.” gibi kesinlik ifadesi bulunan cümlelerin ardından yine beklenen gerçekleşti ve ülke olarak erken seçime gidiyoruz.

Şu zamana kadar söylenen ve sözünde durulmayan bilmem kaç yüzüncü söylem oldu, inanın tam olarak hatırlamıyorum. Yazmaya başlarsam okumaktan sıkılırsınız… Zaten askerlik yaşı gelen ve kaçak durumda olan birçok genç vatandaşımız da en çok bedelli askerlik bu dönemde/ortamda kesinlikle çıkmayacak sözlerine güveniyor. Malum devlet büyüklerimiz(!) katıldıkları her söyleşi ve programlarda sıkça sorulan “bedelli askerlik çıkacak mı” sorusuna olumsuz yönde cevaplarını beyan ediyorlar.

Şimdi diyeceksiniz siyaset bu, olur öyle şeyler. Yok kardeşim, böyle düşünenler yüzünden siyaset demek eşittir yalan söylemek mübahtır diye algılanıyor. Siyaset demek, yalan söylemek değildir. Siyaset, çözüm üretme yeridir. Siyaset demek, hizmet etmek demektir. Keşke rahmetli Süleyman Demirel “Dün dündür, bugün bugündür” açıklamasını hiç yapmasaydı. Sonrasında herkes rahmetlinin bu sözleri arkasına sığınır oldu. Her neyse, konu biraz dağıldı.

Gelelim tekrardan asıl konumuza, erken seçim. Yazımın başında belirttiğim üzere erken seçim kararı sürpriz olmadı; ancak haziran ayına alınıp, iki ay gibi kısa bir zamana sıkıştırılması gerçekten de hepimizde bir “şok” etkisi yarattı. Peki neden yangından mal kaçırır gibi bu kadar erken tarihe alındı? Sanırım hepinizin aklında bazı düşünceler vardır; muhalefeti hazırlıksız yakalamak, ekonominin çok daha kötüye gideceğini öngörüp bir an önce seçimleri bitirmek gibi gibi nedenleri çoğaltabiliriz. Ben de şahsen bu sayılan nedenlerin hepsinin etkili olduğunu düşünmekteyim. Ama ivr numaraları nedenin “iktisadi” olduğunu düşünüyorum. Bizim ülkemizin vatandaşlarının birçoğu kayıtsız şartsız mevcut cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a oy vereceği su götürmez bir gerçek; ancak cumhurbaşkanımız da çok iyi biliyor ki ekonominin iyice kötüye gitmesi, kemikleşmiş oy potansiyelinin azalmasına sebep olabilecek tek neden. 50+1 hedefi konulan seçimlerde tek oy kaybına bile tahammülü olmayan Recep Tayyip Erdoğan, biraz da Devlet Bahçeli’nin isteklerini yerine getirmek zorunda değil mi? Tabii ki her şey karşılıklı. Bu uğurda Milliyetçi Hareket Partisi kendi tabanını bile kaybetmeyi göze alıp, “sözde” en büyük rakibiyle el sıkışmak zorunda kaldı. Eee ne demişler “Bükemediğin bileği öpeceksin.” İşte Devlet Bahçeli’ninki de o misal…

Bir de gelelim cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın seçimler öncesi çok önemsediği seçim anketlerine. AKP-MHP birleşmesine rağmen seçim anketlerinin verileri, istedikleri 50+1 etmediği yönünde. MHP birleşimi sonrası Kürt seçmeni de tamamen karşısına alan AKP-MHP bloğu, Suriye operasyonlarına ve hamasi söylemlere ve en çok da sınırsız medya gücüne güveniyor. Karşısına çıkacak ilk aday Meral Akşener.

Meral Akşener ismi, kuşkusuz ki muhalif kesimlerde, büyük bir çoğunluğu da merkez sağ seçmende heyecan yarattığı yadsınamaz bir gerçek. Ama muhalefet adına asıl aktör olması beklenen CHP, hala sessizliğini koruyor. Kulislerde bazı isimler dolaşıyor. Kemal Kılıçdaroğlu’nun olası adaylığı, erken seçimin daha da erken sonuçlanacağını bizlere gösteriyor. Artık son şansı olan CHP’nin, Kılıçdaroğlu önderliğindeki referandumdaki  başarısına aldanılmamalı. O tamamen farklı bir seçimdi. Kılıçdaroğlu da başarılı bir iş çıkarmıştı, parti ismini hiçbir zaman ön planda tutmayarak. Ama şimdi kazanmak istiyorsa ve gerçekten de bir ihtimal varsa tüm muhalefetin oy vereceği bir adayı belirlemek zorundadır.

Kesinlikle ırk, mezhep, dil ayrımı yapmayacak ve geçmişinde de yapmamış; sol, sağ demeden herkesin gönül rahatlığıyla oy verebileceği biri olması gerektiğini düşünüyorum. Naçizane benim görüşüm, bu saydığım kriterlere uygun kişinin mevcut Eskişehir Büyükşehir Belediye Başkanı Sayın Yılmaz Büyükerşen’in olduğu yönünde. İllaki CHP’den olması, yani taraf olması bazı çatlak seslerin çıkmasına sebep olabilir. Ama muhalif kanalın tüm oylarının toplanmasında tek isim olacağının kanaatindeyim. O yüzden Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’nun önünde bulunan bu kısıtlı zamanda Büyükerşen etrafında toplanan ve herkesi kucaklayan söylemlerin olduğu, Büyükerşen ve diğer partinin önde gelen isimleriyle birlikte el ele, kol kola mitinglerde boy göstermesini bekliyorum. Unutmayın, bu artık köprüden öncesi son çıkış…

Noyan Özalp

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir