Ekonomiden Sorumlu Başbakan Yardımcısı Mehmet Şimşek, Batman’daki konuşmasında Türkiye’ye yönelik endişelerin aşıldığını söyledi.

Bundan memnun olmak isterdim. Fakat açıklamanın devamına baktığımızda, Şimşek’in saydığı üç temel sorundan sadece birinin Türkiye’nin müdahil olabileceği bir konu olduğunu görüyorsunuz.

Bugün Türkiye’deki endişeleri sokaktaki insana saydırmaya kalksanız adaletten işsizliğe, tahsilat sorunundan enflasyona kadar bir dizi başlığı sizin için sıralar. Ben bunlara eğitimden geçim sıkıntısına kadar yeni başlıklar ekleyebilirim. Üstelik bunların hepsi bizim tarafımızdan çözülmesi beklenen ve çözümsüzlüğüyle endişe yaratan konular.

Fakat Şimşek’in gündemindeki endişeler daha farklı. Üç temel sorun sayıyor. Bunlardan birincisi Türk Lirası’nın dolar karşısında değer yitirmesi. Bence önemli; lakin açıklamasından da anladığım kadarıyla kendisinin de kabul ettiği gibi, ortadaki risk algısının bizimle ilgisi yok.

Doların değer kazanmasının, bizim geçmişte yaptıklarımız ya da yapmadıklarımızla ilgisi var; ama FED’in faiz arttırması ve bilanço küçültmesi yönetebileceğimiz başlıklar değil. Üstelik FED’teki eğilim bu yıl içerisinde 4 faiz artışını neredeyse kesinleştirmiş gibi gözüküyor.

Bunun da en kırılganlar arasında bulunan Türkiye ekonomisine yönelik nasıl bir endişe giderdiğini açıkçası merak ediyorum. Bir diğer saydığı başlık da yükselen petrol fiyatları… Şu an petrol ve dolar bazında hayatımızın neredeyse yüzde 100’e yakın maliyetlendiğini biliyoruz. Başka bir deyişle yarı yarıya fakirleştiğimizi…

Ama bu da bizim yönetebileceğimiz bir başlık değil. Çünkü biz petrol üreticisi bir ülke değiliz. Dolayısıyla arzın kısıtlanması ya da arttırılmasını noktasında söz hakkımız yok. Bu da bizi gelişmeler karşısında sıkıntıya sokuyor.

Zira dolardaki ve petrol fiyatlarındaki yükseliş, Türkiye’yi çift taraflı bir işkence aletine sokuyor. Zaten rutin sorunlarımız varken, bir de karşılanamayan maliyetler gerçeği önümüze dikiliyor.

Üçüncü başlık da seçim… Hadi o gelip, geçecek. Ama yapılan harcamalara bakarsanız, bunun da faturası kalacak. Yani tek yönetebildiğimiz konuda da kesenin ağzını açmış ve muhtemelen ciddi bütçe sapmalarını önümüze koymuş durumdayız.

Üç başlıktan da anlaşılacağı üzere, sokaktaki insana ‘say’ dediğinizde sayılabilecek hiçbir endişe Mehmet Şimşek’in gündeminde yok. O zaman sormak gerekmiyor mu: Mehmet Şimşek kimin endişesini giderdi?

Giderdiğini düşündüğü kesimlerin gerçekten endişeleri yok mu oldu? Bence Şimşek’in mesaj verdiği adresler, Türkiye ekonomisinin durumunu içerideki insandan çok daha iyi biliyorlar.

Peki bunlara şaşırıyor muyuz? Neden şaşıralım? Dilin kemiği yok. Bakın Oxford Üniversitesi ve Reuters tarafından dünya çapında yapılan bir araştırmanın sonuçları açıklandı.

Buna göre Türkiye yalan haber ve yanlış bilgilendirme konusunda zirveyi zorluyor. Hatta yanlış bilgilendirme oranı yüzde 49… Türkiye yalan haber, yanlış rapor ve yanıltıcı bilgilendirmeden en çok zarar gören ülkelerin başında yer alıyor. O zaman neyi tartışıyoruz?

Ekonominin patronu yurtdışının endişelerinin telaşına düşmüş, dördüncü kuvvet medya yalan haberlerin pençesine takılmış. Gerçekle yüzleşmeden çözülen sorun yoktur. Ve yüzleşemediğiniz gerçeklerde başlık ekonomisiyle, ne söylerseniz söyleyin, gelir gerçeği yüzünüze tokat gibi vurur.

cetinunsalan@yahoo.com

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir