Elfida

Elfida…

1.Bölüm

Günlerdir aynı rüyayı görüyordu Murat Çelik; küçük kızı Beyzanur, güzel gözlü, güzel saçlı, güzel Beyzanur kollarını açmış sesleniyor ona: “Baba, beni kollarına alsana.” Tam kollarını uzatıp kızına sarılacak birden değişmeye başlıyor her şey. Önce saçları dökülmeye başlıyor Beyzanur’un, zayıflıyor ve küçülüyor bedeni hızla. Az önce sapasağlam ayakta olan kızı, şimdi bir yatakta. Ne olursa olsun sarılmak istiyor kızına. “Dokunma baba” diyor Beyzanur, “canım yanıyor, lütfen dokunma.”

Ayaklarının altındaki yer çekilmiş de bir yerden düşer gibi hisseder ya insan uykusunda ve bağırarak uyanır ya birden, Murat Çelik de öyle uyanmıştı yine. Nerede olduğunu anlayamadı önce, gözlerini yavaşça açtığında hatırladı nerede olduğunu: Cerrahpaşa Hastanesi’nin onkoloji servisindeydiler. ”Yine mi aynı rüyayı gördün” diye sordu karısı; sırtı ona dönüktü, ayakta, kızının yatağının başucundaydı kadın.

“Evet” dedi Murat Celik, “uyudu mu?”

“Ağrıları var hala” dedi eşi. “Kalk da hazırlan istersen.”

-Saat kaç?

-9’a geliyor olmalı.

-Birazdan gelirler o zaman.

“Haluk abi mi gelecek?” dedi incecik bir ses.

Ayağa kalkıp yatağın yanına gitti Murat Çelik.

-Bebeğim, uyumuyor musun sen?

-Çok canım acıyor baba, uyuyamadım.  Haluk abi mi geliyor bugün?

-Evet, sana söz verdiği gibi.

Kollarının üzerinde doğrulmaya kalktı Beyzanur.

-Hazırlanayım o zaman.

-Sen böyle de çok güzelsin, dedi baba.

-Olsun, en azından bandanamı takayım ki, saçlarım dökülmüş olarak görmesin beni.

-Nasıl istersen. Ben gidip karşılayayım onları. Bir şey istiyor musunuz?

-Hayır, dedi karısı.

Yavaş adımlarla çıktı Beyzanur’un odasından. Aylardır görmeye alıştığı sahneler yine geçti gözlerinin önünden.  Odalarında yatan kanserli hastalar ve onların seslerini duydu yine. Çaresizlik içinde yakınlarının ölümünü bekleyen hasta yakınlarını gördü ve ölüm kokusunu duydu burun deliklerinde. Hastabakıcılar ve doktorlar geçti yanından. Hastane bahçesine çıktığında derin bir nefes aldı. Bahçenin de binanın içinden bir farkı yoktu ki, aynı insan yüzleri, hasta yakınları, hastalar…

Uzaktan biri el sallıyor gibi geldi ona. Kalabalığın arasından kendisine el sallayan kişiyi tanıdı hemen; Haluk Levent’ti gelen, yanında da bir arkadaşı vardı.

“Merhaba, günaydın” dedi Haluk Levent.

“Günaydın Haluk Bey, hoş geldiniz” dedi o da.

-Hoş bulduk.

-Zahmet verdik size.

-Estağfurullah, ne zahmeti? Beyzanur nasıl?

-Ağrıları artıyor gittikçe. Geleceğinizi duyunca heyecanlandı ama.

-Ben de heyecanlıyım onu göreceğim için. Tanıştırayım sizi: Emrah Aydoğdu, arkadaşım. O da çok görmek istedi Beyzanur’u.

-Siz de hoş geldiniz.

-Hoş bulduk.

-Gidelim o zaman.

Onkoloji servisinin kapısından içeri girdiler birlikte. Koridordan geçip merdivenleri çıktıktan sonra Beyzanur’un odasına gelmişlerdi.

“Siz önden girin” dedi Haluk Murat Çelik’in omzuna dokunup. Önden girdi o da. Beyzanur yatağında oturuyordu, sırtına yastıklardan destek yapmıştı annesi. Babasını görünce gülen yüzü asıldı Beyzanur’un

-Gelmediler mi yoksa?

-Aşk olsun! Beyzanur beni ister de ben gelmez miyim hiç?

-Haluk abiiii diye çığlık attı Beyzanur.

-Arkadaşımı da getirdim sana. Emrah da tutturdu “illa ben de Beyzanur’u göreceğim” diye.

“Vallahi öyle oldu” dedi Emrah Aydoğdu. “Böyle güzel bir kızı görmeyi nasıl kaçırırdım? İyi ki de gelmişim. Ya Haluk, bana bir prensesle karşılaşacağımı söyleseydin, daha şık giyinirdim.”

Utandı Beyzanur. Bembeyaz yanakları kızardı.

-Güzel miyim sahiden?

-Prensesler gibi hem de.

Güldüler birlikte.

“Bu da küçük bir hediye” dedi Haluk.” Benden ve Emrah abinden.”

Aldığı hediyeyi annesine uzattı Beyzanur:

“Açar mısın anne?”

Belki günlerdir ilk kez kızının güldüğünü gören annesi, gözyaşlarını saklamaya çalışarak açtı hediye paketini. Bir Barbie bebekti hediyesi, saçlarını okşadı bebeğin Beyzanur, göğsüne bastırdı.

-Benim de böyle saçlarım çıkacak mı yeniden?

-Çok daha uzun olacak hem de, merak etme dedi Haluk Levent.

“Hadi biz çıkalım da, siz daha rahat konuşun” dedi Emrah Aydoğdu. “Kantini vardır umarım buranın. Bir çay içmesem kendime gelemem. Siz de gelin, merak etmeyin, Haluk çocuklarla ilgilenmek konusunda çok iyidir.”

Hastane odasında birlikteydiler, Haluk Levent sandalyeyi Beyzanur’un yatağının yanına çekti:

-Beni çok seviyormuşsun öyle mi?

-Evet.

-Çok şanslıyım biliyor musun?

-Neden?

-Laf aramızda, hiçbir müzisyen arkadaşımın senin gibi güzel hayranı yok.

Utandı Beyzanur.

-Bana sormak istediğin bir şey var mı?

-Evet.

-Sor o zaman, bekliyorum.

-E, şey, nerelisin?

-Adana.

-Karın çocuğun var mı?

Konuştukları sürece aklına ne gelirse sormuştu Beyzanur ve hepsine cevap verdi soruların Haluk.

-Peki ben bir şey sorabilir miyim?

-Sorabilirsin.

-Benim bir hayranım olarak bunların birçoğunu senin de bilmen gerekiyordu, öyle değil mi?

Yine utandı Beyzanur.

-Aslında hepsini biliyordum; ama o kadar yorgun hissediyorum ki kendimi, sanki bildiklerimi de unutturuyor bu yorgunluk.

Boğazına düğümlenen şeyin göz pınarlarına hücum etmesine engel oldu Haluk.

-Olsun canım, boş ver. Sen ne zaman sorarsan ben yine yanıtlarım,  benim arkadaşımsın çünkü.

-Teşekkür ederim Haluk abi.

-Rica ederim. Ama bak eğer gerçekten arkadaş olacaksak bir şeyler yapmalısın benim için.

-Neler mesela?

-Mesela, yemeklerini güzel yiyeceksin, ilaçlarını alacaksın ve iyi olmak için her şeyi yapacaksın. Ne zaman beni istersen babana söyleyeceksin ve ben de sana geleceğim. Her geldiğimde daha iyi görmek istiyorum seni, tamam mı? Anlaştık mı?

-İyileşmeyi ben de istiyorum ama…

Daha 4 yaşlarında böylesine akıllı ve güzel konuşan bir çocuğun yaşama bağlılığı, ama bir yandan da bu lanet hastalık karşısındaki çaresizliği yüreğini burktu Haluk’un.

-Dediklerimi yapacaksın, söz mü?

Elini tuttu Beyzanur’un, el sıkıştılar.

-Ne şanslı adamsın be Haluk. Böyle güzel bir kızın elini tutmak her erkeğe nasip olmaz.

Emrah Aydoğdu Beyzanur’un anne ve babasıyla içeri girdiklerinde böyle söylemişti işte. Sonra da Beyzanur’un yattığı yatağın yanına gidip elini uzattı ona.

-Güzel prenses, ellerini tutma zevkini bana da verirlerse…

Diğer elini de uzattı Beyzanur, incitmeden öptü Emrah.

-Bence bu parmaklar çok güzel gitar çalar. Ne kadar düzgün görüyor musun?

“Gitsek iyi olur” dedi Haluk Levent. “Yormayalım Beyzanur’u.  Daha çok gelip gideceğiz. Dediklerimi yapacaksın değil mi arkadaşım?”

-Söz yapacağım Haluk abi.

-Gidelim o zaman. Telefonum babanda var, ne zaman istersen ara, konuşalım.

-Tamam.

Haluk Levent ve Emrah Aydoğdu, anne ve babayla vedalaştıktan sonra çıktılar. Murat Çelik hastane odasının kapısında, elini karısının omzuna koymuş gidenleri seyrederken arkasını dönüp kızına baktı. Belki günler sonra Bayzanur ilk kez bu kadar çabuk ve deliksiz uyumuştu.

2. Bölüm.

Günler geçiyordu ve aylar ayları kovalıyordu, Beyzanur’un hastane odasındaki günleri devam ediyordu hala. Kimi zaman düzelir gibi oluyor, umutlanıyorlardı; ama bu lanet hastalık damarlarında gezmeye devam ediyordu küçük çocuğun, ağrılar içindeydi küçük bedeni.

Bu süre içinde yaşadığı tüm zorluklara rağmen Haluk Levent Beyzanur’un ve annesiyle babasının yanında olmaya devam ediyordu. İşleri kötüye gidiyor, şirketleri batma noktasına geliyordu, ama bırakmıyordu Beyzanur’u. Bu küçük kız, onun da hayata tutunma noktası olmuştu bir nevi.

Hastanede Beyzanur’u ziyarete geldikleri bir gün, Beyzanur’un doktorlarını da ziyaret etmek istedi Haluk Levent, yanında arkadaşı Emrah Aydoğdu da vardı.  Beyzanur’un durumunu sordu doktorlara.  Durumun umutsuz olduğunu o da biliyordu, ama belki yapılabilecek bir şeyler vardı, olamaz mıydı? Ellerinden geleni yaptıklarını söyledi doktorlar. Doktorlardan biri: “Haluk Bey, Beyzanur’u ne kadar sevdiğinizi hepimiz biliyoruz, ama bu çocuğu gözden çıkartın” dedi birden. Derin bir sessizlik oldu odada. Zamanın durduğunu sandıkları bir anda “Elfida” dedi Emrah Aydoğdu.

-Elfida da nereden çıktı şimdi?

-Gözden çıkartılan kadın anlamı Osmanlıca’da Elfida. Belki tam birebir anlamını karşılamıyor ama bir kavram olarak çok uyuyor.

Küçük kız, küçük Beyzanur, gözden çıkarılan kadın, Elfida oluvermişti birden…

Doktorlara teşekkür edip odadan ayrıldılar. Kapının önünde Emrah Aydoğdu’ya sarılıp hıçkırarak ağladığını hiç unutamadı Haluk Levent…

O gün oturup bir şarkı yazdı Haluk Levent. İçini döktü o şarkıda Beyzanur’a: “Ya zaten dünya kadar batmışım, sıkıntılıyım. Beyzacığım ne olur bari sen gitme” demek için “Omzumda iz bırakma, yüküm dünyaya yakın.” diye yazdı şarkı sözlerini. “Yüzyıllardır sarılmamış kolların” dedi Beyzanur’a. Çünkü anne ve babası gece gündüz nöbetteydiler. Beyzanur’un kırılganlığından, hasta yatağından dolayı sarılamıyorlardı. Gerçekten sarılabildiklerini görmemişti onların. “Sisliydi kirpiklerin ve gözlerin yağmurlu” derken de onu anlatıyordu. “Beyzanur’un hep yağmurlu gözleri vardı çünkü. Hayata tutunmaya çalışan…

Emrah Aydoğdu ile birlikte sözlerinde düzenlemeleri yaptılar. Ömer Faruk Güney de müziğini yaptı şarkının. Her şeyin hazır olduğu bir gün Beyzanur’a giderken gitarını da götürdü Haluk hastaneye.

-Günaydın. Hey, sen, uyuyor musun hala?

-Haluk abiiii…

-Nasılsın arkadaşım?

Çok solgun görünüyordu Beyzanur. Yeniden kemoterapi tedavisi başlamıştı. Az da olsa çıkan saçları dökülmüştü yeniden.

-Yorgunum.

-Sakın kalkma o zaman. Bir şarkı besteledim ve ilk kez senin dinlemeni istiyorum. Eğer beğenirsen, bundan sonraki albüme koymayı düşünüyorum. Ne dersin, çalayım mı?

-Evet, dinlemek istiyorum.

Gitarını kılıfından çıkardı Haluk, akortunu yaptı. Parmaklarını akorlara yerleştirdi ve gitarın tellerine hafice vurdu, güzel sesiyle söylemeye başladı şarkıyı:

Yüzün geçmişten kalan 
Aşka tarif yazdıran 
Bir alaturka hüzün 
Yüzün kıyıma vuran 
Anne karnı huzuru       
Çocukluğumun sesi 
Senden bana 
Şimdi zamanı sızdıran 

Şımartılmamış aşkın 
Sessizliğe yakın 
Kim bilir kaç yüzyıldır 
Sarılmamış kolların 
Sisliydi kirpiklerin 
Ve gözlerin yağmurlu 
Yorulmuşsun 
Hakkını almış yılların 

Elfida 

Bir belalı başımsın 
Elfida 
Beni farketme sakın 
Omzumda iz bırakma 
Yüküm dünyaya yakın 
Elfida 
Hep aklımda kalacaksın 

Elfida 
Sen eski bir şarkısın 
Elfida 
Beni farketme sakın

Omzumda iz bırakma 
Yüküm dünyaya yakın 
Elfida 
Hep aklımda kalacaksın 

***

Şarkı bittiğinde Murat Çelik, eşine sarılmış ağlıyordu. İkisi de kızlarına yazılmış olduğunu anlamışlardı bu şarkının. Beyzanur’un gözleri kapalıydı. Bir ara nefes almadığını sandılar. Hepsi telaşlanmıştı o anda. Annesinin ağzından “Beyzanur” diye bir çığlık koptu birden ve tam o sırada gözlerini açtı Beyzanur: “Çok güzel” dedi. “Öyle güzel bir şarkı ki bu, sevvdiğin miydi Elfida?”

-Evet, çok ama çok sevdiğim biri.

-Karın duymasın sakın?

-Aramızda kalsın o zaman. İlk defa sana söylüyorum.

-Tamam, aramızda…

O şarkıyı defalarca söyledi Beyzanur’a Haluk Levent. Kimi zaman yorgun sesiyle Beyzanur da katıldı şarkılara. Öksürük nöbetleriyle kesiliyordu bu denemeler çoğu zaman.

Yaşadığı tüm zorluklara rağmen hayata tutunmasını sağlayan ve yaşamasını çok istediği bu kız çocuğu için elinden geleni yapıyordu Haluk Levent. O dönemde hastane personeline Bakırköy’de bir konser verdi. Beyzanur’a daha iyi baksınlar diye gecelerine katıldı. Beyzanur da eve çıkarılmıştı artık. Son günlerini yaşadığını söylüyorlardı doktorlar. En iyisi evinde, sevdiklerinin yanında olmasıydı çünkü.

3.Bölüm

Doktorlarla geçirdiği güzel gecenin ardından geri dönüş yolunda telefonu çaldı Haluk Levent’in. Almaktan korktuğu haberin bir gün geleceğini çok iyi biliyordu, o yüzden Beyzanur’un babası Murat Çelik’in numarasını gördüğünde şaşırmadı.

Ağlıyordu Murat Çelik:

-Haluk abi, ben Murat.

-Dinliyorum seni kardeşim.

-Abi Beyzanur’u kaybettik.

Boğazı düğümlendi Haluk Levent’in. Konuşmakta zorlanıyor, akan gözyaşlarını siliyordu elleriyle.

-Başımız sağ olsun Murat.

-Dostlar sağ olsun abi. Hakkını helal et sen de.

-Helal olsun, o benim de kızımdı.

-Allah razı olsun senden, Emrah Bey’den, hepinizden.

-Senden de razı olsun. Bir şey söyleyeceğim, senden ve eşinden bir şey rica ediyorum.

-Söyle abi.

– Yıllardır Beyzanur’un başındaydınız. Evet kızımızı kaybettik ama lütfen bir çocuk daha yapın.

Bir sessizlik oldu telefonun karşı tarafında.

-Murat?

-Tamam abi, dediğini yapacağız, söz.

Beyzanur’un cenazesinden sonra zamanın nasıl geçtiğini hatırlamıyor Haluk Levent. Üzüntüsünü gidermek için konserden konsere koşmuş ve daha birçok kişiye yardım elini uzatmıştı elinden geldiğince. Çok sık olmasa da hala görüşüyorlardı Murat Çelik ve eşiyle. “Acaba ricamı yerine getirecekler mi?” diye de merak etmiyor da değildi.

Aradan bir yıl geçmişti, yoğun bir tempo içinde olduğu bir an yine çaldı telefonu Haluk Levent’in, arayan Murat Çelik’ti:

-Haluk abi?

-Murat, kardeşim, nasılsın?

-İyiyim abi, sen?

-Biliyorsun işte, konserler, koşturmaca.

-Sana bir müjdem var Haluk abi.

-Yoksa?

-Evet abi, bir çocuğumuz oluyor, hem de bir kız.

-Ne mutlu bir haber verdin bana, çok teşekkür ederim. Eşine selamlarımı söyle. Sağlıkla doğsun, analı babalı büyüsün.

-Sağol abi, aleyküm selam.

-Son bir şey daha isteyeceğim senden.

-Söyle abi.

-Adını Elfida koyun olur mu?

-Sen istersin de yapmaz mıyız hiç?

-Çok selam, doğduğunda da haberini bekliyorum.

-Tamam abi, kal sağlıcakla…

****

Ve bir gün bir kız çocuğu dünyaya geldi.

“Ben buraya neden geldim” dercesine yaygarayı bastı önce…

Onu annesinin kucağına verdiler, sıcacıktı ana kucağı, hoşuna gitti bu hal bebeğin, sustu

“Elfida” dedi annesi bebeğe.

Babası da oradaydı, “Elfida” dedi babası.

Ablası gibi gözbebeğiydi o artık…

Ablası gibiydi o, hep sevilecek olan, gözden çıkartılan değil…

Yazarın notu:

Ve siz belki soruyorsunuz şimdi: şarkısı yazılmış, hikayesi anlatılmış üzücü bir olay hakkında kalkıp tekrardan bir öykü yazmanın amacı nedir?

Söyleyeyim: Hastaneler gördüm, onkoloji servisleri dahiliye servisleri gibi bir sürü hastanın tedavi gördüğü. Hastalar gördüm, iyileşmek için çabalayan, vücutlarına giren o zehre rağmen umutla yaşamaya çalışan hastalar. Küçük çocuklar gördüm, ağrılarından çığlıklar atan, bağıran, ağlayan küçücük çocuklar ve onların çaresiz yakınlarını gördüm. Ve ölüme yatanları gördüm, vücudunun her yerine yayılmış lanet mikroba rağmen gülerek ölüme yattılar hepsi. Birini toprağa verdim kendi ellerimle…

Beyzanur ’un öyküsünü yazmasam…

Olmazdı…

— > Öykü / Cama Sarılan Yalnızlık

— > Mizah / Eve Düşen Yıldırım ( Kendi Gününde, Kendini Saatinde )

— > Öykü / Yol

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir