Şöyle rahatça ayaklarınızı uzatın, kafanızın içinde serseri mayın gibi dolanan düşünceleri de bir kenara dinlenmeye alın ve biraz olsun yakın geçmişteki tarihi bir hatırlayın. Ne kadar mı yakın? On beş sene öncesini örneğin. Neler yaşanıyordu o zamanlarda. Okullar, öğrenciler, çalışan kadınlar, caddelerde vızır vızır seyreden arabalar, politikacılar, bürokratlar, gazeteciler, polisler neydi, nasıldı? Düşünün, hatırlayın!

Önlükleri ile sabahleyin uykulu gözlerle okula giden çocuklarımızın beslenme sepetleri belki biraz daha yoksulluktu o günlerde. Ama içten içe coşkulu ve her sabah yeniden daha da ağır basan bir heyecanla okullarına, öğretmenlerine koşarlardı. Tabii öğretmenler de çocuklarına… Bilirdi ki çocuklar, öğretmenleri o gün onlara bir şeyler öğretecekler, çağdaş harflerle çağdaş olmayı, düşünmeyi öğretecekler. Ve öğretmenler de bilirlerdi ki, öğrencileri onları sevecek, sayacak ve anlattıklarını beyinlerinin içinde birer hazine gibi saklayarak değerlendirecekler.

Yolda yürürken ya da araba kullanırken o zamanlarda da sinirlendiğimiz, küfür ettiğimiz hatta dönüp kızdığımız, adamın üzerine yürüdüğümüz olurdu elbet. Ama daha bir korna çaldı diye, yolda omuzumuza hafifçe dokundu diye belimizde rahatça taşıdığımız silahımızı çıkarıp vurmazdık kızdığımız insanı. İnsancaydı kavgalarımız bile.

Yine televizyonlarda, gazetelerde boy boy politikacıları görürdük henüz on beş yıl önce. Kırk yıl öncesi gibi, sağcısı solcusunu beğenmez, solcusu sağcısını beğenmezdi. Birbirlerinin yaptıklarına muhalif olmak, politikacılıklarından gelirdi. Ama örneğin kalkıp birbirlerine “müdür” yakıştırması yapmazlardı ya da ne bileyim, örneğin koca bir kentin belediye başkanı köşe bucak kaçmazdı karşısındaki partinin adamından. Adamlık vardı belki biraz politikacılıkta veya politikacı olmak belki biraz adamlık gerektiriyordu.

Bürokratlarımız vardı bir de değil mi? Müsteşarlarımız, rektörlerimiz vardı. O zamanlarda hepsi, kendi uzmanlık alanları çerçevesinde konuşur, sınırları içerisinde davranır ve hariçten gazel okumazlardı. Örneğin hamile kadınların sokakta yürümeleri değildi dertleri, onlar için dert, olsa olsa görevlerinde kalmaktı. Kalabildikleri, kalabilecekleri kadar tabii ki!

Memlekette olan biteni, sabah işimize giderken aldığımız, meşrebimize uygun gazetelerden okurduk. Aslında bir gazetenin diğer gazeteden pek farkı da yoktu hani. Çünkü gazeteydiler. Yani “halk“a haber ulaştıranların emekleri ile çıkardıkları bilmem kaç sayfalı yazılmış haberler bütünlüğüydüler. Bazen kızar, bazen şaşırır, bazen “keşke olmasaydı” der ama sondan bir önceki spor sayfasına kadar sabırla giderdik.

O zamanlarda tuttuğumuz takımın derbi maçları da özeldi, diğer maçları da. Hiç şike yapmazdık duygularımızla. Bizim için varsa yoksa Fenerbahçe-Galatasaray maçlarıydı mesela. Kalkıp en çok hakeme edilen küfürleri konuşurduk. Ve hiç bilmezdik (zaten belki yoktu da öyle bir şey) hangi politikacı, hangi takımın formasındaki terleri de ranta çevirmek ister.

Sokakta yolumuzu kaybetsek, kocamızdan-sevgilimizde dayak yesek, oğlumuz-kızımız bir sapık tarafından taciz edilse gider polise anlatırdık derdimizi. Korkmazdık bundan pek fazla. Hadi bunları bir kenara bırakın, en azından mahallemizin devriye polislerini görünce bir “Günaydın” derdik. Demek gülümsemek gelirdi içimizden. Çünkü onlar, o zaman polis olmalarının yanında insandılar. Bütün faili meçhullere rağmen, ayırt ederdik insanı polisten, polisi insandan. Ve bilirdik hem insan hem polis nasıl olunur.

Fazla değil, on beş sene önce bir hayatımız vardı bizim. Sokaklarımız belki pisti. Belki bir yazar kasanın boş tıkırtısının güm diye bir sese dönüşmesi, hayatımızı alt üst etmeye yetiyordu. Belki çocuklarımızın önlükleri bir tane, öğretmenlerimizin maaşı yine yetersiz, belki kadınlarımız yine günde en az sekiz saatin emekçisiydiler. Belki yoruluyor, belki kızıyor, belki ağlıyorduk. Ama dört koldan bizi sarmaya çoktan gelmeye başlamış canavarın varlığını göremeyecek kadar mutluyduk aslında.

Çünkü en azından insandık. Memlekettik.

Şimdi ise, dört koldan bizi saran bir canavara yem olmuş birer zavallıyız sadece. Zavallılar Memleketinin, sonu hazin olmaya hazır bir avuç aklı selim olanı bir de!

Memleketle kalın, sağ kalın, aklı selim kalın.