Türkiye’nin dolar ile yaşadığı sınav ortada… Herkesin aklına bugün ithalatı önlememiz, üreticiyi desteklememiz gerektiğinin gelmesi ise kendi içinde başka bir çelişki. Bugünkü dolar / TL kurunun üzerinde zamansız bir değer oluştuğunu biliyoruz. Fakat gerçeğimizle de yüzleşmeliyiz.

ABD probleminden İran’a yaptırıma kadar tüm siyasi riskler azalsa bile, geri çekilecek kur seviyesi, Türkiye ekonomisinin taşıyacağının çok üzerinde. O haliyle de ekonominin dönmesi olanaksız. Yıllardır envanter ve yol haritası diye durup durup söylenmemizin ne derece önemli olduğu, işte bu zamanlarda ortaya çıkıyor.

Türkiye tüm verilerini elinde bulunduracak çalışmayı yapsaydı, bugün acil operasyonlarla ithal ikameyi azaltmanın yollarını rahatlıkla bulabilirdi. Bugün dövizdeki hareketlenmenin üreticiyi destekleyecek ve üretimi coşturacak bir yapı olduğundan bahsedenler var. Bu haliyle olmaz. Çünkü Türk reel sektörünün üretim yapabilmesi için, ithal girdiler nedeniyle buna da ihtiyacı var.

Şimdi bu durumun müsebbibi malum. İktidarın bugün hali ve ortaya koyduğu yol haritalarıyla da çözüm noktasından çok uzak olduğunu da görüyoruz. O zaman sağa sola ağlanmayı bırakıp, önümüzdeki işe bakmamız ve bu cendereyi bir an önce tersine çevirecek metotları bulmamız gerekiyor.

Tekrar söylüyorum, IMF kapısına gitmeden büyük alacaklıları çağırıp ‘paranızı istiyorsanız, yapılandırma talebimiz var ve ödenebilir vadeler istiyoruz’ diyerek masaya oturmalıyız. Kısa vadeli borç miktarını ve döviz borcunu ötelediğimizde büyük ölçüde nefes almaya başlayacağız.

İkinci adım olarak yıllardır ihmal edilmiş sanayi, iş gücü, tarım envanterlerini yapmalıyız. Bunun da yolu zannedildiğinden daha hızlı alınabilir. Bir kere devletin siyasi baskı altında kalmış ve güvenilirliğini yitirmiş kurumlarını ilk planda devre dışı bırakmak mecburiyetindeyiz.

Bir tabela kurumu haline gelen Devlet Planlama Teşkilatı’nı etkin hale getirmeliyiz. Sanayi envanteri rahatlıkla TOBB ile işbirliği içinde kısa sürede ortaya çıkarılabilir. Tarım envanterinde yine DPT ile Ziraat Mühendisleri Odası’nı birlikte çalıştırmalıyız. Sucul kaynaklar açısından işsiz su ürünleri mühendislerini kullanmalı, hemen sahaya sürmeliyiz.

Tüm bunları yaparken de gerçeklerden korkmadan, kompleks yapmadan sahici verilerin peşinde olmalıyız. Sahadaki insanla, DPT’yi eski kadroları toplayarak koordine edersek kısa sürede bu sonuçlar alınabilir. Bir de gerçekten nüfusumuzun kaç olduğunu bilmemiz gerekiyor. Bir seferliğine tekrar eski sistemde kapı kapı nüfus sayımı yapmalı, gerçek nüfusumuzu ortaya çıkarmalıyız.

Bir de meselenin eğitim ayağı var. Tıpkı Güney Kore’nin yıllar önce yaptığı gibi okullar başlamadan ilköğretim seviyesinde çocuklarımız arasında basit bir sınav yapıp, fen ve sosyal kafalı potansiyelimizi belirlemeliyiz. Çünkü buna göre gelecek stratejik sektörlerimizi ve teşvik mekanizmalarımızı oluşturabiliriz.

Ayrıca bu koordinasyonu DPT himayesinde yaparken, kesinlikle Türkiye’nin yüz akı durumda olan yazılımcılarından yardım almalıyız. Aklınıza gelmeyecek çözümlerle bu süreyi kısaltabilirler. Hepsini yaptığımızda hem gerçek fotoğrafımızı ortaya koyup, iç tedariki koordine etmenin, ithalatı azaltmanın, hem de geleceğin ekonomisi adına ciddi bir veri bankası oluşturmanın fayda olarak önümüze geleceğini göreceğiz.

Sakin olmak zorundayız; ama bu yetmez. Aynı zamanda bilime inanmak, gerçeklerle yüzleşmek ve ülkeyi bu noktadan çıkarmaktan başka çaremiz yok. Yoksa önümüzdeki tehlike hem ekonomik kaos, hem de geleceği kaybetmek. Gelin ipe sapa gelmez, külhanvari ama dünyada hiçbir geçerliliği olmayan söylemler yerine, tercihimizi bilimden ve akıldan yana koyalım. Yoksa daha çok ağlarız.

cetinunsalan@yahoo.com