Monday - Friday 10 AM - 8 PM

    Bir Yaşayan Öykü

    Bir Yaşayan Öykü

    Apartmanın girişindeki yarım açık duran, üzeri pas tutmuş kapıyı ayağımla ittim. Rutubetten sıvası dökülmüş duvarları inceleyerek indim, gıcırdayan tahta merdivenleri. Karanlık… Gözünün alışması için dakikaların geçmesi gerekecek kadar zifiri karanlık… Güçlükle buldum evin dış kapısını. Mantomun kenarından tutarak tıklattım yavaşça. Ah Güliz Hoca ah! Bitirme tezi olarak verdiğin “Üç yaşayan öykü”den ilki buysa diğerlerini hayal […]

    MORE ...

    Uzaktan Uzağa

    Uzaktan Uzağa

    Saçlarını savurduğunda, kendimi başak tarlasında zannederdim. Kokusu buram buram kalırdı burnumun direğinde. Göğsümde ağrı olurdu sokakta her karşılaşmamızda. Adını, sokağa taşınmamın neredeyse ikinci yılında tesadüfen öğrenmişti. Adıyla münhasır bir duruşu vardı, melek gibiydi gerçekten. Sokağın kedilerini sevmesinden, her yaşlıyla ilgilenmesinden, durakta beklerken herkesle selamlaşmasından, bakışlarındaki yumuşaklıktan belliydi melek gibi bir yüreği olduğu. Her sabah evden […]

    MORE ...

    Savaş Çok Kötü Bir Şey Mümtaz

    Savaş Çok Kötü Bir Şey Mümtaz

    ”Mümtaz orada, görmüyor musunuz?” diye söyleniyordu etrafında bekleyen insanlara. ” Bakın, duvarın dibinde durmuş, bana gülümsüyor. Neden görmüyorsunuz onu? ” ”Dinlenmelisin Sadık. Bir hayal görüyorsun.” diyerek onu sakinleştirmeye çalıştı sevgili karısı. Henüz otuz sularında olmasına karşın son birkaç senedir kocasına dair çektiği sıkıntılardan ötürü yaşının çok ilerisinde gösteriyordu. Yeşil gözlerini kocasının üzerinden kaldırıp, az ötesinde […]

    MORE ...

    Yolculuk

    Yolculuk

    “Uzun ince bir yoldayım, Gidiyorum, gündüz gece.” Hınca hınç dolu bir otobüsteyim. Terminale vardığımda takıldı dilime bu türkü. Ne çok severdi babam da. Uzun seyahatleri olurdu hep. Her gidişinde annem; -Babanız hemen gelecek, derdi. Ama hep geç gelirdi babam. Gelişleri geç olurdu hep. Galiba gelmek istemezdi. Çocukluğum hep babamın olmadığı zamanları defterlere yazarak geçti benim. […]

    MORE ...

    Güle Güle Göçmen Kuşları

    Güle Güle Göçmen Kuşları

    Onları ürkütmeden, dikkatli adımlarla yürüdü safir mavisi bir renge boyanmış denizin kıyısına. Cilalı bir taş gibi parlayan parlak tüylerine güneşin sarı lekeleri düşünce ortaya çıkan renk daha göz alıcı bir renge dönüşüyordu. Usulcana aralarına girip, sanki hayatında ilk defa bir kuş görüyorcasına merakla izledi her birisinin hareketlerini. Sonra durarak yerinde öylece, uzaklarda birleşen ufka bakıp, […]

    MORE ...

    Masumiyet

    Masumiyet

    Masumiyet

    Benim annem dünyanın en güzel kadınıydı. Beline kadar uzanan kumral saçları olan, hafızamda parıltısıyla asılı kalmış gök gözlere sahip ve doğal olmadığını yıllar sonra yaşayarak öğreneceğim, vişneçürüğünü andıran dolgun yanaklı, çok güzel bir kadındı annem. Bugün adliyeye adımımı attığımda karşısında önü iliklenen Cumhuriyet Savcısı olmuşsam eğer onun izi vardır bir yerlerde. Evimin olduğu sitenin bahçesinde […]

    MORE ...

    Kara Gözlüm

    Kara Gözlüm

    Geçmiş yoruyor insanı. Çoğu zaman şahit olduklarını sırtına yük ediyor. Taşıyamıyorsun bazen… Yardım istemen ise olanaksız. Yalnızsın. Mecbur, “ha gayret” diyorsun kendi kendine. İlerlemeyi deniyorsun bir şekilde. Ta ki, şahit oldukların sırtından inip karşına geçerek “ben buradayım” dediği güne kadar. Hatırlamak istemediklerini yüzüne çarptığında… 17 yılın üzerine beni yeniden Yozgat’a getiren neydi? Üç sene görev […]

    MORE ...

    Yazar Yazamayan

    Yazar Yazamayan

    Bahar rüzgarları gökleri serinletirken, manolyalar menekşelere küsmeden açıyordu. Çılgın kalabalıklar şehri bir doldurup bir boşaltıyor, sigara dumanları ciğerlere bayram katıyordu. Tunalı’ya giden zengin züppeleri Karanfil hippileriyle dalga geçiyor, öğrenci yığını Sakarya barlarında buluşuyordu. Yaşlı kadın zayıf köpeğe simidinden bir parça bölerken, zabıtalar simitçiye yeri öptürüyordu. Amansız kalabalığın arasında yürümeye çalışan Yazar, kimlik kontrolünden kaçıp evine […]

    MORE ...

    Artık Hiçbir Şey Eskisi Gibi Olmayacak

    Artık Hiçbir Şey Eskisi Gibi Olmayacak

    Elime bir silah verdiler ve beni cepheye gönderdiler. Sanırım düşmanlarımız otoritenin pek haz etmediği kişiler olacaktı, ama ben hiçbirini tanımıyordum. Evet, bize benziyorlardı. Yani bizim gibi iki kolu, iki bacağı, iki gözü, burnu ve dudakları olan kişilerdi. Fakat ne yapmışlardı da elime silah verenleri böylesine öfkelendirmişlerdi? Hikâyemin bu giriş bölümü ile sizi oyalamak istemem. Başımdan […]

    MORE ...

    Kimliksizin İntiharı

    Kimliksizin İntiharı

    Mustafa’nın o akşam aslında pek keyfi yoktu. Kafası karışık, kalbi hızlıca atar haldeydi. Neredeyse üç gündür tıraş olmamış, banyo yapmamıştı. Dışarıda, dayanması güç bir sıcak vardı üstelik. Bu da yetmezmiş gibi, tansiyonu da çıkmıştı. Heyecandan olsa gerek, diye düşünüyordu. İri yarı gövdesini cenin pozisyonunda yerleştirmişti mor kanepeye. Fındık kabuğu renginde saçları yastığa sarılmış, gökyüzü gibi […]

    MORE ...