Bilemiyorum Altan

Bir gün yine “diğer”im. Dostlarımın konuştuğu benim birkaç sözcüğüne vakıf olduğum bir dilde onları selamlıyorum. Gülüyorlar. Kıvrılan dudaklarını Salvador Dali dokunuşlarından nasibini almış sanat eseri gibi yüzlerinde sergiliyorlar. Başlıyorlar bana “diğer” sözcüklerin de anlamlarını öğretmeye. Ben yanlış telaffuz ediyorum, karınlarını tutarak katılıyorlar sonra sıkılmadan tekrar ediyorlar gırtlaklarını patlatıncaya dek. Eğleniyoruz yani.

Başka bir gün yine “diğer”im. Bu kez bir cenaze merasiminin arefesindeyiz. Mensup olduğum dinin ibadethanesinde değil, dostumun dualarını dillendirdiği mabetteyiz. Tütsü kokusu altında Latin dilinde ilahi dinlemekteyiz. Göz yaşlarımız aynı dili konuşuyor oysa ki, birbirimizin sıktığı elleri aynı Allah’a açılıyor ardı sıra. Bir varoluş hikayesi… En az yokoluş kadar sahi… Üzülüyoruz yani.

Yine bir başka gün evdeyim. Zat-ı Şahaneleri’nin cemali güzel oğlunu televizyonda seyretmekteyim. Dışarıda yağmur, her birimizin üstüne yağanın aynısından… Bulutların arasında güneş… Seçmiyor hangi dine/milliyete mensup diye insanları, ısıtmak için direniyor sadece.

Velhasıl ne diyorduk, bizim yerli ve milli şehzademiz ekranda. Diyor ki biraz kızgın biraz da gururlu bir tınıyla.

“Bugün Rum Ortodoks Patriği bile ‘Selamün aleyküm, aleyküm selam, inşallah, maşallah’ diye konuşuyor yaa…”

Bilemiyorum Altan, bilemiyorum. Orta Doğu’lu Arap Hristiyanlar İsa’dan bu yana böyle konuşuyor mu demeliyim. Yoksa kendi topraklarımızda farklı dinlere mensup yurttaşlarımızın yaşadığı kültür erozyonunun sebebi hangi zihniyet diye mi içlenmeliyim.

Dedim ya, bilemiyorum Altan…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir