"Enter"a basıp içeriğe geçin

Bekle Beni…

Kanuni’nin ilk oğlu doğduğunda kim bilebilirdi ki babasının emriyle cellatlar tarafından boğularak öldürülecek. Bayram havasında karşılanmıştı oysa sarayda hatta bütün ülkede gelişi. Ziyafetler, kese kese dağıtılan altınlar hep onun gelişinin şerefineydi. Kimin aklına gelirdi o zaman, tahtın tek varisinin sonunun babasının elinden olacağı. Kimisi şanslı doğuyor diye düşünürken aklıma gelmişti oysa benim de. Her evlat gibi o da ne umutlarla alınmıştı kucağa. Padişah olacaktı belki de soylarını devam ettirecek bir erkek evlat gelmişti dünyaya. Şanslıydı, el bebek gül bebek büyümüştü sarayda. Lala’lardan aldığı eğitimle iyi de yetişiyordu. Kolay değildi padişah olacaktı belki de. Öyle şanslı doğmuştu işte anlat anlat bitmez. 

Hiçbir çocuk doğduğu aileyi kendi seçmiyor. Her doğan, doğduğu ailenin yaşam koşullarıyla büyüyor. Kimisi dilendiriliyor bir hapla uyutulduğu annesinin kucağında, kimisi daha doğmadan baby showerlar ile karşılanıyor.

Kimisi Galatasaray’ın şampiyonluğunu dedesinin kucağında karşılayacak, kimisi bugün eve az para getirdi diye aç bırakılacaktı. Ha bir de daha doğduğunda ailesine fazla gelip bir ağacın gölgesine bırakılanlar da var ki… Ağaç kadar olamamıştı seçmediği annesi babası. Evet, ben de diyorum bir anne-baba çocuğunu nasıl emanet eder ağaca, acımasız geldi belki bu son kurduğum cümle. Kimse evladıyla sınanmasın bu dünyada.

 Anlat anlat bitmez memleketimden çocuk manzaraları. Hele bazı çocuklar var ki daha yenidünyasına alışamadan kolunda serumlara alışmak zorunda kalırlar. Maalesef çağımızın hastalığına yakalanmış, daha biberonla tanışmadan serumla tanışan çocuklarımız var ve bir de onların anneleri.

Büyük konuşmaktan, yaşamadığım bir acıdan bahsetmekten çekinmişimdir hep. O yüzden uzun uzun anlatmayacağım size ben ne kadar derin ne kadar içten yazarsam yazayım ne o çocuk kadar acı çekerim ne de annesi kadar sızlar içim. Sızlamaz değil, acı çekmemek değil de ne olursa olsun onlar gibi yaşayamam. Hüznü… Umudu…

Bu konuya niye geldim. Laf lafı açtı konu buraya geldi. Hazır gelmişken size bir dernekten bahsedeceğim. İzmir Hasta Çocuk Evleri Derneği. 2005 yılı Şubat ayında küçük bir grup gönüllü bir araya gelerek, hasta çocuklarımız ve ailelerini bir çatı altında toplamayı hedeflemiştir. Anadolu’nun dört bir yanından tedavi için İzmir’e gelen çocuklar ve aileleri için barınma, yeme, içme gibi ihtiyaçlarını gidermeye devam ediyor hala aynı azim ve inançla.

Bunu da burada paylaştıktan sonra, Cem Karaca’nın Almanya’da sürgündeyken senelerce göremediği oğluna seslenmiş olduğu bir şarkı ile yapalım kapanışı. Ne dersiniz?

Babalar duygularını çok fazla belli edemez ya, çoğu öyle ya da benim babam öyleydi. Sen bilirdin seni ne çok sevdiğini de ama o sana gösteremezdi ya sevgisini… O babalar için benim babam için evladına duygularını ifade edebilmiş bir babanın şarkısını da koyalım buraya. İşte bu  “Bekle Beni”.

Bekle beni, bekle beni 
Bekle beni geleceğim 
Bütün gücünle bekle 
Karlar tozarken bekle 
Ortalık ağarırken 
Kimseler beklemezken 
Soluk sıkıntılarla ağırlaşan yağmurlar içinde 

Tek bir haber bile çıkmasa uzaklardan 
Saçma da olsa bekleyişin 
Yalnız sen olsan bile bekleyen beni 
Bekle yine, bekle, bekle beni 

Bekle beni, bekle beni 
Bekle beni geleceğim

 

Hoşkalın…

İlk Yorumu Siz Yapın

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir