Bugün bayram erken kalkın çocuklar! dedi, Barış abim. Erkenden kalkmadık mı? Kalktık valla. Sabahın körü demeden misler gibi kızarmış ekmek kokusu ile uyanmadık mı? Uyandık valla. Senden kaç saat önce kalkıp bayram namazına giden babanı camda beklemedin mi? Bekledik valla. Keyifle yaptığın kahvaltıyı mahallenin toplaşıp gelen çocuklarının gelmesiyle bölmedin mi? Böldük ama hiç şikâyetçi oldun mu? Olmadık valla. 

Hayat bayram olsa! var birde. Şarkıyı duyan herkesin eleele tutuşup yuvarlak olup hoplaya zıplaya eğlendiği şarkı. Bol bol sosyal mesaj içeren, mutluluğun formülü en net şekilde veren şarkıyı en eğlenceli en mutlu günlerimizde marş gibi söylemedik mi? söyledik valla.  

Öyle her şey bol bol değildi eskiden bayramdan bayrama en yeni kıyafetler ayakkabılar alınır da giyilirdi. Yoktan var edilirdi belki ama yine de bayrama cicili bicili giyinilirdi. 

Memurdu babam, bayram ikramiyesi alacağımız günü sevinçle beklerdik. Bazı bayramlarda kıyafetin yanında tabak, kaşık, çarşaf satan yerlerden verilince üzülürdüm valla çünkü annem o zaman bayramlık değil çeyizlik alırdı ikimize. İki kız kolay değil tabi eksikleri bir anda almak etmek. O zaman öyle düşünmezdim çocuk aklı işte. 

Hani televizyonlarda gösteriyorlar ya ayakkabısını başucuna koyup uyuyan çocukları işte ben onlardandım. 

Köyde geçerdi çoğu bayramımız aile büyüklerim hep orda çünkü. Arifeden giderdik çoğu zaman. Bizim köyde adettir arife günü beklermiş bizi bu dünyadan göçenlerimiz. Dağdan mersinler toplanır traktörlerin kasalarına doldurulur. Tek tek dolaşılır mezarlar tanıdık tanımadık diye birşey yok tabi her biri o köyün insanı. Şimdi daha bir anlamlı arifeler. O konuya hiç girmeyelim en azından bugün.

 Sabahına herkeste ayrı bir telaş olur tabi. Ama bizim en önemli telaşımız üzerinden etiketi yeni çıkmış kıyafetlerimiz. Giyinip kuşanıp kapı kapı gezer el öperdik. Kimi şeker kimi para verirdi. Para verenleri daha çok severdik. Doğruya doğru buda aklınızda bulunsun kapınıza gelen bir küçük olursa. Bizim gibi bir kaç kız vardı. Hep beraber gezer. Paralarımızı birleştirirdik. Çatapat, kızkaçıran gibi köy bakkalında satılan eğlenceli muzip şeyler vardı hemen onlardan alırdık. 

Biz öyle oyunlar peşindeyken bizden yaşça büyük olanlar top oynar, ip atlardı hava kararana kadar. Bir curcuna olurdu ki mahallede sormayın gitsin. Bahçesine kaçan topları bıçakla patlatan Emine nineye bile kızmazdık. Hani öyle keyiflisindir ki seni hiçbir şey üzemez ya seni işte öyle günlerdi benim İçin bayramlar.

Anneannem ailemizin en büyüğü olduğu İçin dolup taşardı geceli gündüzlü evimiz. Yine aynı grup bu sefer iki odası salona açılan evin bir odasını işgal ederdik. Bu sefer oyunlar değişirdi tabi. El el üstünde kimin eli var, yağ satarım bal satarım, aç kapıyı bezirgân başı gibi oyunları, büyüklerimiz “aa yeter artık kafamız şişti “ diyene kadar yine aynı curcuna halinde oynardık.

Topumuzu kesen Emine nine dışında pek kötü bir anımın olmaması da ne büyük şans benim İçin. Rahmetli Emine nineye de hiç kızmamışızdır, nurlar içinde uyusun inşallah…

Anlat anlat bitiremeyeceğim bayramlarım oldu benim. Şekerin dibine vurduğum, baklavayı şeker pareye bandığım, kahvaltıyı kavurma ile açtığım, bando geçişlerini izlerken gözümden sicim gibi gözyaşımı akıttığım.

Baktım bayramlarda içimde kelebekler uçuşuyor. Bende her günümü bayram gibi yaşıyorum. Tabi buna başka bir şey de diyorlar anladınız siz onu 😉

İyi Bayramlar… Sevgiler Zeyno’dan…

 

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir