Ayta King – Nigel Queen

İhtiyar kurt; içki, kumar, kadın, sigara, bürokrasi, karakol, mahkeme, yaz, kış, yağmur, çamur, fırtına, tuzlu su, şarkı, şiir, yardım, kavga, kaza, bela, aksilik, güzellik, o, bu, şu, ben, sen, o, biz, siz, onlar derken seksen yaşına merdiven dayamış ve hemen, hemen hepsi olmasa da kırk yıllık komşusu olduğumdan sebep, yarısına görgü tanığı olduğum, hallerini özellikle incelemiştim.

Babası eski Japonya Konsolosu, anası mermer taş ocağı sahibiymiş. Bir gün mahalle bakkalının önünde bir bardağın içindeki buzla, kıtlama viskisini yudumlarken yakaladım.

Nasılsın Ayta Amca?’.

Evleniyorum!

Kiminle?

Hınzırca gülümseyerek, ‘daha önce ablası ve arkadaşıyla çok yakından ilgili olduğum bir zatla’…  (Adamın çağdaşı değilim, adam benim çağımı da aşmış)

Oh, maşallah Yaş?’.

‘Otuz beş’…

Çok yaş!…Bulamadın mı yaşına uygun olanını?’.

Evladım sana benim yaşımda bir hatunu getirsem, aha bunu aldım desem, geceleri yatağımı bununla paylaşacağım, bana sapık demez miydin? Mahalleli sapık diye taşlamaz mıydı?

Hak verdim… İknayı sağlama almak için ekledi, ‘yaşlıyım diye çürük domates bana reva mıdır? Ben de kütür, kütür istiyom’…

Anaaaaa! E sen bilirsin!..’ ‘Peki, kızın anası, babası gardaşı?’.

Dünden razı.’  

Hayat bu her şey mümkün… Alan razı, satan razı… ‘E sen kansersin, biliyorlar mı?

Ah be cengaver, bu saatten sonra kızamık çıkaracak halim yok ya, bilmeseler, kızı verirler mi?

Ama sen seksen yaşındasın, on sene sonra sen doksan, kız kırk beş olacak. O zaman ne yapacaksın?

Düşündüğün şeye bak evlat. Boşarım onu alırım bir otuz beşlik daha.

Hadi buyur cevap ver bu adama. Kimler nelere ‘olur’ veriyor, nelerin hesabını yapıyor aklınız durur. Özellikle ekonomisi berbat toplumlarda… Namibya ülkesi o zamanlar ciddi sıkıntıda.

Gel zaman, git zaman evde, bu işi kabullenebileceği bazı dostları eşliğinde minik bir törenle, dünya evine girdiler. Hatun zenci. İlkel bir kabilenin, az biraz emsallerine göre kendini yetiştirmiş olan bir ferdi. Ayta Amca babadan gelen internasyonel bir gelenekten olduğu için yadırganacak bir durum sezmiyor demek, diye düşündüm. Sonradan tanıdığım kadarıyla eşrafında başarılı kız. Birkaç da eskittiği beyaz ırktan resmi kocası olmuş. Anglo saxon kanunlarına, medeni hukukun paçasından aşina.

Eski heriften boşanınca alıvermiş adamın evini barkını. Tecrübeye ve işini bilene her daim şapka çıkarırım. Ülkesinde şifacı anasının yaptığı ilaçları satmakla iştigal ediyormuş. Hikayesi de şu; biraz kurbağa bacağı, bir tutam zottirik otu, biraz bakire kanı derken misyoner bir doktorla tanışıyor. Önce topladıkları çekirgelerden ibaret ama şartlara göre mükellef bir akşam yemeği, sonra çekirgenin afrodiziyak etkisi. Doktor misyoner olunca, pozisyon da malum.  Çocuk yok, totemler sakınmış.

Amcaoğulları falan barış çubuğu hammaddesi satarak geçimlerini sağladıkları için, yörelerinden kopamamışlar, buralara gelememişler. Biri daha önce kıyılarımızı keşfedip, rakısı meşhur ise, buna da Pazar bulunur demiş Tekfurdağı’na yerleşmiş. Zıplamaya yeltenip de, balkonunda imalata kalkınca, canına ot tıkamışlar. Ailesel yurtdışı kariyer bundan ibaret. Misyonerle gözü açılan bu yavrucak tutmuş ablasının elinden, emmioğlunun intikamını almak üzere, varmış bizim kıyılarımıza, rüzgarın yelkenini doldurduğu kadarıyla. Ayta amca önce ablasına, sonra arkadaşına, sonra da kendisine tutulmuş sırasıyla. Aşk bu, eski çağlarda dağ deldireni var, kaldı ki şu çağda, çekiç var, murç var, matkap var, mavi drajeler var.      

Konumuz olan Nigel’e gelirsek eğer, sırasıyla iğne yapmayı, tansiyon ölçmeyi, diş çekmeyi öğrenmiş bir köy berberinden. Tam ‘sevdiğin işi yapacaksın’ felsefesinden edindiği şiar ile sünnette ihtisas yapacak, demişler o iş artık hekimlere bırakıldı. İş başvurularında kullanabildiği aletler arasına teraziyi eklemeyi de bilmiş. Ve lakin yaşıtları arasında geçerlilik bulamamış. Kimsenin vitamine ihtiyacı olmuyor, tansiyonu zıplamıyor, obeziteyi ise takan yok. Dolayısıyla hedef kitle en az yetmiş yaş ve üzeri. ‘İşler kesat’ dememek için de, mümkün ise bir ayağı çukurda olanlar öncelikli. Bir nevi Dr. Jack Kevorkyan. Namı diğer ‘Doktor Ölüm’. Bilimsel olarak ‘First in, first out’.

Lakin profesyonelseniz muhteviyatı bir kenara bırakacak, gerekirse gözlerinizi kapatıp tam konsantrasyon işinizi yapacaksınız. Bir hasta bakıcının, ‘bununki çok kokuyor’ diye işi bırakması mümkün müdür? Ahlaki midir? İş ahlakı söz konusu ise, bir defa daha şapka çıkarırım. Şapka koleksiyonum var.  

Geniş düşünce ve ahlaki yapısının ileride başını belaya sokacağını bilse de Ayta, maddi kayıpları zerre kadar düşünecek durumu yok, zira farkında beş sene daha yaşamayacağının. Hatta ‘al da git kardeşim’ kelamı, onun için gayet karlı olduğundan, mutluysa sevdiklerimiz, bize de hayıflanıp dertlenmek düşmez. Varsın takılsın adamcağız dedik, filmi izlemeye devam ettik.

(Ayta Amca segah severdi. Er kişi niyetine.)

Ve çıngıraklı hatun öğrenir ki, üç katlı ev kira.

Altına çekilen araba,

Aslında ait bankaya…

Üstelik Namibya değil ki ödemek mümkün olsun takasla.

Halledemez kendi becerileriyle Ayta’ nın vefatından sonra.

Bas bayağı para denen bir araç var ortada.

Damın altındaki işgaliye bedeli kiralayana,

Ödenmeli kuruşuna kadar zamanında.

Biraz tartışma, biraz kavga,

Anlaşıyorlar modeli daha yüksek bir arabaya.

Basar mı yaş tahtaya Ayta Amca?

Namibya bilmez ama Türk’te bir ata vardır, der ki; ‘The person who goes to hunting, he is being hunted…’ Aradan zaman geçiyor, bizim amcanın muzipliğinden ve şaşkınlığından ötürü, çevrenin sempatik bulması, işe yarıyor. İtin hatırı yok ise, sahibinin hatırı vardır deyip gelini sineye çekenler, yavaş, yavaş kapısını çalmaya başlıyorlar. Bizim zenci gelin, misafirlerin yanında Ayta Paşa’nın ayakkabısını siliyor, çorabını giydiriyor, takma dişlerini fırçalıyor.

Bu oyunları neticesinde, çikolata renkli sanatçı unvanını da kapıyor hani. Ama zaten yirmi dört saat evde hizmetçisi olduğundan başkaca da bir işi yok zavallının. Bunu da mı yapmasın? Hizmetçi tutmakta haklı Ayta. Yenmiyor börtü böcek o yaştan sonra. Hem zaten amca iki, bilemedin üç seneye, hakkın rahmetine kavuşur. Buna da mı dayanmasın. Sık dişini gelin!.. En son benim de davetli olduğum bir yemekte, kızın memleketinden gelen arkadaşlarının yemek servislerinin değiştirilmesi için, hizmetliyi bir uyarışı vardı taze gelinin, sanırsın kabile kızı değil, İngiltere Kraliçesi. Bu hallerini Ayta Amca’dan sağdan direksiyonlu bir araç istediğinde de, mahalle eşrafı olarak fark etmiştik. Müthiş bir kavgaydı. Adaptasyon on numara. Getir bukalemunu ders alsın.

Zaten sonradan öğrendik ki, hiperaktif şizofrenmiş abla. Bizi uyandırmasın diye de hali hazırdaki yeni memleketinde bakire eşek kanı bulup da kendine derman üretemediğinden, eczaneden başkasının üzerine ilaçlar alırmış. Arada ataklar geçirir sabahın köründe hastanelere dadanırmış. Krizlerde de başkasını tedaviye gönderemeyince, devlet hastanesi kayıtlarında belli oluyor elbet. Hasta olması problem değil de, belanın Ayta Amca’yı bulması dert.

Ve lakin akıllı adamın kabulleneceği bir durum da değil hatun kişinin içinde bulunduğu durum. Böylesine bir yaşam, Namibyalı bir zenci olup, kabile yaşantısı sürsen de… Yani gerek toplumsal, gerek şahsi ve gerekse psikolojik açıdan büyük dert ama yalnızca farkında olana. Ah Nigel Abla!.. İnsanların hayalleri, çaplarından büyük olunca…   

Ve amca bir gün elinde sigara, buzla kıtlama viskisini içerken sizlere ömür… Daha cenazesi soğumadan, internet bankacılığı üzerinden banka hesapları da… Bizde adettir, ölünün kırkı beklenir. Abla ecnebi ya, onu kırk dakika zannetmiş olacak zaar. Sonradan araştırdım, Afrika öyleymiş. Ölü soymak normalmiş. Ölüm ve yaşam bir arada gittiği için, ölümün gerçekleştiği dakika, yüzük, gömlek, ayakkabı, altın diş, değerli papürüs, ve daha ne varsa en yakınında bulunan tarafından yağmalanırmış.

Velhasıl kelam, iş ağlamaya geldiğinde, işte orada hakkını teslim etmek gerek bu Namibyalılar’ın. Ormanda timsahlar büyütmüş. Göz yaşlarına baraj kur, İstanbul’un iki senelik elektrik ihtiyacını karşıla.

Abla şimdi devlet el koymasın diye el altından papürüsün Türkiye karşılığı olan değerli evrakları hısım akrabadan gizli el altından tahsil etmekte. Emekli maaşına çöreklenerek diğer bir avını bir daha hata yapmamak için pusuya yatıp dikkatlice beklemekte. Evin içinde bir tuvalet olması hoşuna gitmiş olacak ki, Ayta Amca’nın evinde komşum olarak ikametini sürdürmekte. Yeni sezon filmini beklemek de bize düşüyor. Milyon versen taşınmam.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir