Artık Hiçbir Şey Eskisi Gibi Olmayacak

Elime bir silah verdiler ve beni cepheye gönderdiler. Sanırım düşmanlarımız otoritenin pek haz etmediği kişiler olacaktı, ama ben hiçbirini tanımıyordum. Evet, bize benziyorlardı. Yani bizim gibi iki kolu, iki bacağı, iki gözü, burnu ve dudakları olan kişilerdi. Fakat ne yapmışlardı da elime silah verenleri böylesine öfkelendirmişlerdi?

Hikâyemin bu giriş bölümü ile sizi oyalamak istemem.

Başımdan geçen ve galiba hayatım boyunca asla unutamayacağım bir hatıramdan özellikle bahsetmek istiyorum. Şöyle gelişti olaylar; dağların eteklerine dağılmış, ellerimiz silahlarımızda gözlerimiz pusuda ilerliyorduk. Hava kararmış, yönümüzü tayin etmekte zorlanmaya başlamıştık.

Sonra nasıl olduysa sıkı çalılıkların bulunduğu derin bir koyun içine girdik ve şu talihsizliğe bakın ki melankolik aklımın yardımı ile sürüden ayrılan bir koyun gibi kendimi birdenbire korkunç sinek vızıltıların cereyan ettiği garip bir yerde buldum. Takımımı kaybetmek bir yana aptallığımdan olsa gerek nerede olduğumu ve oradan nasıl kurtulacağımı da bir türlü akıl edemiyordum. Telaşlı bir koşuşturmaca ile dolandım etrafta ve beni doğru yola çıkartacak bir ipucu bulmaya çalıştım, ama nafile ki çabalarım bir türlü bana mantıklı bir seçenek sunmuyordu.

Derken beklemediğim bir şey oldu

Çalılıkların arasında bir çift gözün beni izlediğini hissetmeye başladım. Bunun, buralara özgü vahşi bir hayvan olabileceğini düşünüp, tedbirli hareket etmeye karar verdim. İstifimi bozmamıştım, ama o parıltılı gözlerin beni her dakika izlediğini de biliyordum. Elimdeki tüfeği sıkıca tutup, her an çarpışmaya hazır halimle gardımı aldım ve çalılığa yaklaştıktan sonra onun uzun tüyleri olan bir yaban domuzu olduğunu fark ettim.

Ani tepkim hayvanı korkutmuş olmalı ki çığlık atarak bana doğru sıçradı. Öyle afallamıştım ki elimdeki silahı kullanmak aklıma dahi gelmemişti. Yaptığım tek şey, üzerime doğru gelen bu hayvanı öldürmek yerine ondan koşar adım kaçmaktı. Ben de öyle yaptım, uzun bir süre koştum ve sonra işte, hikâyenin bam teline dokunan o unutulmaz anın içine düştüm.

Karşıma birden bire çocuk yaşta birisi çıktı. Onun bizim düşmanlarımızdan birisi olduğunu anlamam için üzerindeki bilindik kıyafetine, elindeki silahına ve belinde sarılı el bombalarına bakmam hemen yeterli olmuştu. En fazla on altısında olan bu çocuk terörist, böyle durumlarda söz konusu tehlikeli hedefe karşı kullanayım diye bana silah verilmesinin ana sebebini oluşturan kişiydi.

Üzerimdeki şok etkisini attıktan sonra silahımı ona doğrulttum. Şaşkın bakışları ile bana baktı. Elindeki silahı kaldırmaya ramak kala ondan önce davranıp, sol göğsünde bir delik açtım. Silahın patlaması ile onun yere yıkılması bir olmuştu. Hayatımda ilk defa birisini vurmuştum. Eserim, ayağımın ucunda boylu boyunca yatıyordu şimdi.

Gözlerinde hâlâ koruduğu şaşkınlığın izleri vardı. Kollarını yana savurmuş, ağzı hafifçe aralanmış bu çocuğu hayatımda hiç görmemiştim, ama şimdi tanımadığı bir kişinin kurşunu ile ruhunu azraile teslim etmişti. Belki de biraz gecikseydim, o beni vuracak ve onun yerinde şimdi ben kollarımı yana açıp, uzunlamasına yatıyor olacaktım.

O an ne hissettiğimi bilmiyorum.

Gurur değildi, kendimle övündüğümü hatırlamıyorum. Acıma falan da değildi. Tuhaf olan şu ki, duygu namına hiçbir şey hissetmediğim, içimin alabildiğine soğuduğu bir andı o an. Sadece öldürdüğüm çocuğa bakıyor, sineklerin hemencecik işgal ettiği bir avuç yüzünü inceliyordum.

Neden o kıyafetleri giymiş, silahlanmış ve bize karşı savaşmaya karar vermişti? Onu dağlara çıkmaya iten sebep neydi? Hayatının bağrında bir delikanlı neden böylesine ölümcül bir yol tutturmuştu? Annesini, kardeşlerini, arkadaşlarını yahut da kendisini hiç düşünmemiş miydi? Acaba sevdiği bir kız var mıydı? Gelecek adına hayaller kuruyor muydu? Yoksa o da benim gibi bu girift yerde kayıp mı olmuştu? Ve daha bir sürü soru belirdi o anda aklıma gelip yerleşen…

Silahımı omzuma attım, sadece bir an süren ölümün içinden geçip, sonlandırdığım bir hayatı gerimde bıraktım ve savaşın, kim bilir daha nice hayatları böylesine trajik bir şekilde dönüştürdüğünü düşünerek yürüdüm, yürüdüm, yürüdüm… İlk kez insan öldüren ben biliyordum ki artık asla eskisi gibi olmayacaktım…

— > Öykü / Yaşamaktan Asla Vazgeçme

— > Öykü / Kara Gözlüm

— > Öykü / Nergis’in Romanı

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir