Almanya’daki Merkel – Erdoğan zirvesinde ikili ticaretten, terör örgütlerine kadar birçok konu masaya yatırıldı. Herkes birbirine mal satmanın telaşı içerisinde ve bu son derece de doğal.

Bununla birlikte özel toplantılarda da Türkiye, döviz konusundaki mücadele adına oradaki soydaşlarımızın desteğini beklediğini anlattı. Aslında bu konu biraz nazik. Defaten birileri çıkıp, oradaki insanlarımızın birikimlerini hiç etti de bugüne kadar kendilerinden bir kere bile özür dilemedik.

Günümüzde ortaya konulan talepler ve açıklanan niyetler aslında Almanya’nın ekonomik anlamda bizim adımıza ne kadar önemli bir durumda olduğunu gösteriyor. O zaman da insanın aklına ‘peki niye kavga ettik? Bu akılcı mıydı’ demekten başka bir şey gelmiyor.

Son açıklanan ihracat rakamlarına bakın.

Dış ticaret dengesi açısından alternatif ülkeler içerisinde en az açık verdiğimiz ülke olmasına rağmen, meseleyi hiç buradan okuyamıyoruz. Oysa biliyoruz ki dünyada dış siyaset, ekonomik temellerle şekillenir ve karşılıklı çıkarlar bu ölçüde korunur.

Ama biz ısrarla ekonomi başka, siyaset başka tezindeyiz. Elbette bunun hayatın gerçekleriyle uzaktan yakından ilgisi yok. Üstelik Almanya’nın bir takım özellikleri var. Mesela çok kutuplu dünyaya geçerken yeni bloktan yana tavır koyuyor. Bunda ABD ile olan vesayet savaşının etkisi olsa da, dünyanın en büyük katma değerli üretim yapan ekonomisinin amaçlarının bundan ibaret olduğunu sanmak gülünç olur.

Endüstri 4.0 çıkışıyla yeni ekonomide farklılaşmayı hedefleyen, dünya bunu tartışırken 5.0’ı çalışan bir ülkeden söz ediyoruz. Üstelik müteşebbis kitlesi içerisinde önemli bir Türk iş insanı potansiyeli taşıyor.

ABD’nin olası yaptırımlarındaki çıkışı da, İran konusundaki dengeli tavrı da, Rusya ile sıkılaştırdığı ilişkiler de, Almanya’nın geleceğin ekonomisi adına başka bir ders çalıştığını gösteriyor.

Alman ekonomisi, 2018 yılının ilk 6 ayında 21,8 milyar avro dış ticaret fazlası veren, en büyük ihracatını da komşularına yapan, AB ekonomisinde o söz söylemeden hiçbir şeyin hayata geçemediği, çünkü en büyük parayı veren ekonomi. Ülkenin kişi başı geliri ise, IMF verilerine göre 51 bin doları zorluyor.

Tekrar ihracat rakamlarımıza dönersek…

Eylül ayı itibariyle Almanya’ya fazla vermiş gözüküyoruz. Eylül ayında yaptığımız ihracat bakımından 1 milyar 427 milyon dolar ile Almanya ilk sırada. Yani en büyük müşterimiz. Daha da önemlisi ithalatımız 1 milyar 413 milyon dolara geriledi.

Sembolik de olsa bir artı var. Bunun üretim gücümüzdeki karşılığı ve ithalattaki düşüşün neye mal olduğu ayrı bir tartışma konusu. Ama tüm ülkelere baktığımızda açığımızın zaten nispeten az olduğu bir ülke.

Şimdi tüm bu ziyaretler silsilesi ve dış ticaret rakamları arasında göz ardı edilen bir gelişme var ki, Türkiye bunu ıskalıyor. Haftanın ilk gününde ATİAD, Avrupa Türk İşadamları ve Sanayicileri Derneği Başkanı Aziz Sarıyar ile birlikteydim.

Sarıyar, son bir kaç yıldır anlatmaya çalıştığı, ama bugün adına daha da önemli hale gelen bir fırsattan bahsetti. Almanya’da yaşlanan nüfus ya da genç jenerasyonların aile işlerini devralmak istememesi nedeniyle, yüzlerce Alman firması satın alınabilecek durumda.

Burada sıkışan iş dünyası için bir kuşak fırsatı var.

Otomotivden plastik profile kadar geniş bir yelpazede Alman firmaları, bu açmaz ile karşı karşıya. Çoğu pazar payı, teknolojik yapısı, ar-ge özellikleriyle orada duruyor. Satın alma ya da ortaklıklara gitmek için, sıkışan Türk firmalarına da önemli bir hazine sunuyorlar.

Ayrıca bu firmaları alarak Avrupa Birliği pazarında da kısa sürede etkinlik mümkün. Hatta belki yeni fabrika yatırımlarını Türkiye’ye yönlendirmek de… Esasen meseleyi Çin çözmüş ve yoğun bir trafikle bu hazineyi kendi hanesine yazdırmaya çalışıyor.

ATİAD Başkanı Sarıyar ise Alman firmalarının salt teknoloji transferi odaklı Çin’in bu yaklaşıma çok sıcak bakmadıklarına, bu aşamada Türkiye’nin şansının çok yüksek olduğuna dikkat çekiyor.

Ayrıca Sarıyar, bu konuda ilgili Türk firmalarına da doğru adreslere ve uzmanlara yönlendirme konusunda her türlü yardımı yapmaya hazır olduklarının mesajını veriyor. Bence Türk firmaları, özellikle Avrupa merkezli ihracat atağına geçmek isteyenler bu fırsatı doğru okumalı, ekonomi yönetimi de gerekirse eğilimleri desteklemelidir.

Aksi takdirde konkordato rüzgarına kapılmış Türk reel sektöründe sorunlarla boğuşacağız. Kim bilir belki de doğru ilişkiler kurularak buradan bir çıkış yakalayabiliriz. Yeter ki günlük vur kaçların peşinde değil, gelecek kaygısında olalım. Ayrıca bir dip not, Alman firması haline gelirseniz, dünyadan çok daha uygun maliyetlerle finansman kullanma şansı da cebinizde olacaktır.

Şimdi ATİAD, Mayıs 2019’da Almanya’da ekonomi buluşmalarının yedincisini organize etmeye hazırlanıyor. Bence bugünden ders çalışır, ATİAD’dan da doğru yönlendirme adına yardım alırsanız, Mayıs 2019’da bir Alman firmasını Türk yapabilirsiniz. Markası da cabası… Ne dersiniz? Araştırmaya değmez mi?

cetinunsalan@yahoo.com

— > Dürbün Dinler’den 5 Şarkı Önerisi / Dimash Kudaibergenov

— > Masumiyet

— > İktidar Kemal Derviş’ini Buldu