Adalet Üzerine Oldukça Yüzeysel Bir Yazı

Suçun işlenişi ve suça bakış açısı konusu gerçekten de çok çeşitli. Bir insanı suça iten nedenler nelerdir? Suç neden işlenir? Farklı disiplinler tarafından çokça işlenen bir konudur bu. Hukuk kısmında suça karşılık yaptırımlar incelenirken, kriminoloji suçun işlenişi ile ilgilenir; psikoloji suça iten nedenlerle uğraşırken, sosyoloji ise suçlunun topluma etkisini ya da toplumun suçlu yaratmadaki etkilerini inceler.

Fakat tüm bu arayışlar ve mantıklı dayanaklar bir yana, suç işlendiğinde geriye hiçbir şeyin önemi kalmıyor. O suçlunun psikolojik sorunları, onu suça iten nedenler önemini yitiriyor. Çünkü ortaya ahlaki bir sorun çıkmış oluyor. Bunca trajedinin içinde suç ve suçluyla ilgilenmek yapılacak en son şey gibi geliyor. Örneğin Münevver Karabulut cinayeti sonrası, katili pek çok açıdan ele almak bizimki gibi bir toplumda linç edilme sebebi olurdu. Benim düşünceme göre toplumsal olarak suçluyu, suça iten nedenleri iyi bilirsek suç oranını azaltabiliriz. Son yıllarda kadın cinayetleri, hayvan tecavüzleri, çocuk istismarları gibi aşağılık suçların çılgın bir ivmeyle yükselmesinin en büyük nedenlerinden birinin toplumumuzdaki kaos ortamı olması da bunu ispatlar nitelikte.

Koreliler de bunu işlemeye bayılan insanlar. Onların da bizim gibi karanlık bir tarafları var ve doğal olarak suçları da bir o kadar karanlık. Bizden farklı olarak bu sinemalarına da yansımış durumda; dünyanın en kanlı, en vahşi sekanslarını çekerler; ensest gibi, tecavüz gibi tabu konuları işleyebilen bir sinemadır Güney Kore sineması. Suç ve kan yan yana geldiğinde konuyla ilgili en güzel örnek 2010 yapımı Akmareul Boatda yani I Saw The Devil’dır.

Jee-woon Kim’in bu filmi coğrafyanın bastırılmış sapkınlık duygularını ortaya çıkaran bir eser. Aslında suç kavramından çok, suçluya ve mağdura yoğunlaşıyor. Fakat film boyunca bu katil-maktül ilişkileri size olgularla ilgili okumalar yapma imkanı sağlıyor. Yani özetle bu düşünme işini seyirciye bırakıyor.

Sapık bir katilin kadınları katletmesi üzerine film. Eski bir dedektifin kızı aynı zamanda özel ajan olan başrolümüzün nişanlısını öldürmesiyle olaylar gelişiyor. Özel ajanımız bu adamı dövüp dövüp serbest bırakarak intikamların en acısını almaya çalışıyor. Ama ne dövmek; film boyunca şiddet eğrisi en yukarılara tırmanıyor. Bu gerçekçilik sizi filmdeki olay başıma gelse ne yapardım muhasebesine sokuyor. Gerçekten de başına böyle bir felaket gelen bir insan, karşısındakini öldürmek istemez.

Ölüm çoğu zaman en kolay yoldur. Öte yandan ise hapis cezası, ahırın kapısını atı kaçırdıktan sonra kilitlemek gibi. Bu açıdan I Saw The Devil normal bir insanın ne kadar vahşileşebileceğine ve adaletin mağdur elinden sağlandığında neler olabileceğine dair şahane anektodlar içeriyor. Katilin psikolojik okumasına dair zayıf kalsa da başta belirttiğim gibi bunu biraz seyircinin eline bırakmış durumda. Film boyunca katilin geçmişinde ne gibi sorunlar yaşayabileceğine, kadınlarla olan problemli ilişkilerine dair çıkarımlarda bulunabilirsiniz.

Suçun neden işlendiği bir yana bu işin bir de ceza boyutu var. Hiçbir ceza, ölen yakınınızı ya da çalınan malınızı geri getirmez. Ceza ile sağlanan adalet duygusu geride kalan mağdurlar için bir tatmindir. Bu kimi zaman yukarıdaki filmde olduğu gibi katilin götünden kan getirerek, kimi zaman bir yumrukla olabilir. İnsanlar bu sayede acılarının hafiflemesini isterler ya da manevi bir anlayışla gideni de huzura erdirme isteğidir bir nebze. Günümüzde adaletin çok da iyi işlemediğini, suç işlemenin çok basit olduğunu ve genelde mağdurun mağdurluğuyla kaldığını görüyoruz. Fakir çocuklarını öldürmenin cezasız kaldığına, olsa olsa en büyük cezanın bile özel bir odada hapis yatmak olduğuna şahit oluyoruz her gün.

Bununla ilgili güzel bir örnek de Oriol Paulo’nun 2016 yapımı Contratiempo‘su. Paulo daha önce El Cuerpo’da da harikalar yaratmıştı, zekice yazılmış bir “Katil Kim?” filmiydi. Contratiempo ise bu olayı hukuk, adalet, eşitlik gibi süzgeçlerden de geçirerek anlatmış. Sonuna kadar vurucu ve düşündürücü bir hikaye.

Eşlerini aldatan çiftimiz bir gün trafik kazası geçiriyor. Kaza sonucu karşı araçtaki genç çocuğun öldüğünü fark ediyorlar. Filmin gerçekçiliği burada başlıyor. Saniyeler içinde bu başarılı iki insan neleri kaybedebileceklerini düşünerek cesedi ortadan kaldırmaya karar veriyorlar. Nüfuzlarını kullanarak delilleri yok ediyor ve işin içinden sıyrılıyorlar. Çocuğun ailesi ise adaleti kendi elleriyle sağlamaya çalışıyor. Filmin buradan sonrası bir bulmaca hikayesinden çıkarak; vicdan muhasebesi, hukuk, psikoloji gibi pek çok konuya değiniyor. Bir suçlu, cezadan kaçmak için neler yapabilir, adalet kişilere göre nasıl değişkenlik gösterir? Tüm bunları gerçekçi bir şekilde gözler önüne seriyor.

I Saw The Devil’da intikam için şiddete başvurmak konusu burada zeka ve mantığa dönüşüyor. Yöntem ne kadar farklı olursa olsun, iki filmde de kişinin kendi adaletini sağlaması ve bu uğurda insanın neler yapabileceği anlatılıyor. Suçun nereden geldiği ve ne olduğu, suçlunun kim olduğu ve neler yaptığı ya da suçun şiddetindeki dozaj ne kadar farklı olursa olsun mağdurların yaşadığı şeyin ve psikolojilerinin ne kadar benzer olabileceğine dair öğeler taşıyor iki film de.

Filmler hakkında tatsız sürpriz bozanlar vermemeye çalıştım. Umarım siz de bu iki filmi izler ve memnun kalırsınız.

 
 
 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir