Dürbün Okur’dan 5 Kitap Önerisi

Kavurucu yaz günlerinin yegane dostu. Deniz kenarında, metroda, bir ağaç gövdesinin yanıbaşında, uzandığın kanepenin yastığının altında, yani sen neredeysen orada… Keyifle okuyacağınız 5 kitap önerisi… Dürbün Okur’da.

İyi kitap okumalar herkese.

1-Aynı Yıldızın Altında – John Green

John Green’in en sevilen kitaplarından biri olan Aynı Yıldızın Altında (The Fault in Our Stars), New York Times Bestseller listesinde 1 numaraya kadar yükseldi ve birçok ülkenin çok satanlar listesinde haftalarca yer etti. Kitap Toplam 6 adet ödül kazandı. Ana dilinde 2012 yılında yayınlanan kitap ülkemizde 2013 Haziran ayında Çevirmen “Çiçek Eriş” tarafından çevrildi ve Pegasus Yayınları tarafından yayımlandı. Kitabın Orijinal kapak tasarımı “Rodrigo Corral”a aittir.

Aynı Yıldızın Altında konusu ile ilgi çeken bir eser olarak kitabın anlatıcısı Hazel Grace’in bir destek grubunda tanıştığı bedensel engelli Augustus Waters’la yaşadığı aşkı işlemektedir.

Yazar kitabın adını Shakespeare’in Julius Caesar adlı eserindeki “Kusur (the fault), sevgili Brutus, yıldızlarda (stars) değil ama bizde” repliğinden esinlenmiştir.

Kitap 2014 yılında “Josh Boone” yönetmenliğinde “Shailene Woodley” ve “Ansel Elgort”un oyunculuğuyla sinema filmi olarak beyazperdede hayat bulmuştur. Aynı Yıldızın Altında kitap olarak gördüğü başarıyı film olarak da görmüştür.

2-Havva’nın Üç Kızı – Elif Şafak

“Yaz ve sil. İnanç ve şüphe. Cevaplar ve sorular. Hem bilgiyi önemse, hem bildiklerini sorgula. Asla bir yere demir atma. Adresin değil, sadece ayak izlerin olsun bu dünyada.”

                                                                                                              -Elif Şafak – Havva’nın Üç Kızı’ndan bir alıntı

 

“İnançsızlığa, İnanca,  arayışa, farklı kadınlara ve aşka dair baş döndürücü bir yolculuk…”

Elif Şafak’ın 2016 Doğan Kitap tarafından yayımlanan ve kısa sürede çok satanlar listesine yerleşen romanı Havva’nın Üç Kızı; Mona, Peri ve Şirin adında üç kadının 1980 ve 2016 yılları arasındaki hayat hikayesi temelinde ülkemizin sorunlarına ve toplum çerçevesinde insan ilişkilerine mercek tutuyor.

3-Bir Kadının Yaşamından Yirmi Dört Saat – Stefan Zweig

Zweig bu novellası’nda bir kadının yaşamını bütünüyle değiştiren yirmi dört saatlik deneyimini anlatırken, insanda içkin saplantıların ve dayanılmaz arzuların sınırlarında gezinir. Özgürce ve tutkuyla içgüdülerinin peşine takılan bir kadının bu kısa ve yoğun hikâyesi, kadın kalbinin sırlarına ermiş ustanın kaleminde olağanüstü bir anlatıya dönüşür. Yapıtı için mekân olarak muhteşem atmosferiyle Fransız Riviera’sını seçen Zweig, 1920’li yılların sonlarında Avrupa’nın “kibar” tabakasının ikiyüzlü ahlak anlayışına yönelik eleştirel tavrıyla dikkat çeker.

4-Efsane Bir ‘Barbaros’ Romanı – İskender Pala

Efsaneler bazen denizden,
Bazen aşktan ve ateşten gelirler.
Aşktan ve ateşten ve denizden gelenler,
Bazen ışık olurlar ve bütün zamanı aydınlatırlar…
Efsane kurmak kadar, efsaneyi yazmak da efsaneye dâhildir.
Bir çağı haritalarda bulamazsınız.
Derine, insana ve tarihin denizlerine açılmak gerekir.
Girdaplarda yüksek idealler saklanabilir.

Bu kitapta;

İstanbul, Gırnata, Madrid, Roma ve Akdeniz; aşk diliyle kuşatıldı.
Akdeniz, aşk kaleminin haritasıyla yeniden çizildi.
Kılıç kılıca, cevher çeliğe çarptı, varlık da yokluğa.
Ve hep bir yol vardı kalplerden denizlere.
Derin denizler, büyük aşklar için atlas olup dokundu.
İskender Pala, bir çağı ve o çağın efsanelerini dile döktü.
Barbaros Hayreddin Paşa’yı…
Sonra, bir gül sepeti getirdi.
Isırılmış üç elmayı anlattı.

5-Aşk Köpekliktir – Ahmet Ümit

Aşkın bütün halleri… Tutkunun aklımızı ele geçirmesi. Kötülüğün en güzel biçimi… Rezil olmaktan duyduğumuz haz… Kırılan umutlarımızın lezzetli kederi… Çiğnenen onurumuzun getirdiği kibir. Vicdan tutulması, bencilliğin son kertesi, yanılsamanın en derin anı… İmkânsız olanın çekiciliği… Yani gönüllü kölelik… Yani insanoğlunun en masum hali… Yani bildiğiniz delilik… Yani en yalansız aşk öyküleri…

“Düşümü gerçekleştirdiğimden de emin değilim. Böyle bir düşüm var mıydı, yok muydu, ondan bile emin değilim. Kafam çok karışık. Daha da kötüsü, eskiden Stefan’ı düşündüğümde güzel, iyi, masumiyetle ilgili duygular uyanırdı içimde. Coşkuyla, heyecanla, umutla dolardım. Şimdi büyük bir öfke var. Bazen insanlıktan çıktığımı hissediyorum. Düşündüklerim beni korkutuyor. Gel gör ki düşünmeden de edemiyorum. Olmuyor, beceremiyorum. Bir de oturmuş aşkın saçma olduğunu anlatıyorum. Ben de en az aşk kadar saçmayım. Diyeceksiniz ki seni, aşk saçma biri haline getirdi. Doğru ama ben de direnemedim. Asıl tutarsızlık bende. İnsan aptalca, anlamsız bulduğu bir tutkunun peşinden gider mi? Bak gidiyorum işte. Hâlâ onu arıyorum… Kafam karışık, canım yana yana gecenin bir yarısında bu bara geliyorum, ondan bir  iz bulabilir miyim diye…”

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir