"Enter"a basıp içeriğe geçin

28 Şubat’a 21 Müebbet

28 Şubat 1997, hepinizin anımsayacağı üzere tarihe post-modern darbe olarak geçmiş sürecin tarihidir. Dönemin başbakanı Necmettin Erbakan, Dişişleri Bakanı’nın da Tansu Çiller olduğu hükümetin Milli Güvenlik Kurulu toplantısı sonrası açıklanan kararlarla başlayan ve irticaya karşı ordu ve bürokrasi ağırlıklı olarak başlatılan süreçti. Hatta birçoğumuzun aklında Sincan’da yürütülen tanklarla hatırlanan dönem desek yanlış olmaz. Post-modern darbe olarak adlandırılan bu sürecin yargılamaları ise ilk defa Ergenokon davalarının görüldüğü süreçte başlamıştı.                    

2013 yılında başlayan davada 76’sı tutuklu 103 sanık bulunuyordu. İşte, 1997 yılında yaşanan ve 2013 yılında davası görülmeye başlanan bu sürecin nihayet(!) sonuçları açıklandı. Eski Genelkurmay Başkanı İsmail Hakkı Karadayı başta olmak üzere, Çevik Bir ve Erol Özkasnak’ın da aralarında bulunduğu 21 sanık hakkında ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verildi. Mahkeme iyi halden dolayı ağırlaştırılmış müebbet cezasından normal müebbete çevirdi; ancak sanıklar yaş ve sağlık durumu nedeniyle tutuklanmadı. Bunun yerine yurtdışı yasağı ve ayda bir imzayı kapsayan adli kontrol uygulamasına karar verildi.

21 sanığın ayrıca rütbelerinin sökülmesine ve 68 sanığın da beraatine karar verildi. Bir de dava süreçlerinde olan bir durum var ki, bu davada da karşımıza çıktı, hangi davada görürsem göreyim sinirlenmeden edemiyorum. Zaman aşımı… Dava sırasında Türkiye Cumhuriyeti hükümetini cebren düşürmeye ve devşirmeye iştiraka ilişkin gizli ittifak suçundan ceza alacak olmasına rağmen zaman aşımına uğrayarak düşürüldü. Size de çok ilginç ve adaletsiz gelmiyor mu bu zaman aşımı durumu? Ayrıca dava sürecinde vefat eden dört kişinin ise davası otomatikman düşürülmüş oldu. 28 Şubat Davası’nda müdahil avukatları, müebbet hapis kararı verilen 21 sanığın tutuklanması talebiyle itiraz dilekçesi verdiler.                

Üzerinden yıllar geçmiş de olsa yaşandığı dönem itibariyle çok ses getiren ve günümüze kadar etkileri devam eden bu süreç, sonunda iyisiyle kötüsüyle tamamlanmış oldu. Benim adaletle ilgili çok inandığım bir söz vardır. “Geç gelen adalet, adalet değildir”

Bu davada da sanıklar haklıdır/haksızdır ama 20 yıl öncesine dayanan bir olayın 2018 yılının ortalarında sonuçlanması benim aklıma yatmıyor. Evet belki süreç yıllardır devam ediyor, bazı davaların sonuçlanması çok uzun zamanlar da alabiliyor ama 20 yılı aşkın bir süreyi ben kabul edemiyorum. Son olarak söylemek gerekirse; kiminin geç de olsa alınan kararlardan mutlu, kiminin ise hatalı olan kararların ardından bu dava süreciyle ilgili yorumu ben sizlere bırakıyorum…

 

 

Ve Donald Trump Sahne Alır

Zeytin Dalı, Afrin, Suriye, Esad(Esed), Rusya, ABD derken ABD Başkanı Donald Trump resmi twitter adresinden yaptığı açıklama ile tüm dünya kamuoyunun ilgisinin yeniden Orta Doğu’ya çevrilmesine sebep oldu. Ansızın attığı “Rusya, Suriye’yi hedef alan füzeleri vuracağına söz verdi. Hazırlan Rusya, çünkü geliyorlar. Üstelik güzel, yeni ve akıllılar… Kendi halkını gazla öldüren ve bundan keyif alan hayvan ile işbirliği yapmaman gerekiyor” tweeti sonrası tüm dünyada infiale sebep oldu. Rusya ise ABD Başkanı Donald Trump’a cevap vermekte gecikmedi ve “Akıllı füzeler meşru hükümetlere değil, teröristlere doğru fırlatılmalı” açıklamasıyla olaya farklı bir boyut katmış oldu.

Peki bu tartışmalar neden bir anda alevlendi? Suriye’de Esad rejimi kendi halkına karşı Doğu Guta bölgesinde bulunan Duma’da kimyasal silah kullanarak birçok kişinin ölümüne sebep olduğu konuşuluyordu. Bu iddialar ortaya atıldığından beri Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi acil olarak toplanmıştı. Kimyasal silah kullanımı ile alakalı İngiltere ve Fransa’dan da bu kimyasal silah kullanımının kanıtlanması durumunda operasyon yapmaktan çekinmeyeceklerini dair net mesajlar verilmişti. Ülkemiz dahil birçok ülkenin kimyasal silah kullanıldığı yönünde açıklamaları ve kanıtları olduğuna dair açıklamalar var. Tabii bu hemen akıllarımıza 2003 yılında ABD Başkanı George W. Bush’un Irak’ı işgal edebilmesi adına -kimyasal silah kullanıldı- haberlerine sarılması ve işgalini meşru kılabilmesine yarayan dönemi getiriyor.

Peki bu kimyasal silah kullanımı ile ilgili Suriye rejimine yakın İran ve Rusya’dan ne cevap geldi? Bu cephe tabii ki olanları aynı 2003 yılında olduğu gibi saldırıyı meşru kılabilme adına söylenen yalanlardan ibaret olduklarını düşünüyorlar.            

Tüm bu gelişmelerin ardından Türkiye saati ile 04.00 sularında ABD Başkanı Donald Trump, tüm dünyada canlı olarak yayınlanan konuşmasında, Suriye’ye operasyon yapılması adına karar aldıklarını, bu operasyonda Fransa ve İngiltere ile birlikte hareket edeceklerini açıklamıştı. -Emperyal güçler hemen birlik olmuştu anlayacağınız-

Bu açıklamaların ardından kısa bir süre sonra ise Humus ve Şam yakınlarında, kimyasal silah üretildiğinden şüphelenilen arıştırma ve üretim merkezlerinin hedef alınarak vurulduğunu hep beraber izledik. Operasyon sonrası ise İran Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani “Bu saldırı Orta Doğu’da daha büyük yıkıma neden olacak. Bu saldırıya dahil olan herkes suçludur” şeklinde açıklamalarda bulundu. Bu saldırı ile direniş cephesi gücünü kaybetmeyecektir şeklinde devam eden Ruhani, Esad’ı telefonla arayarak İran, Suriye’nin arkasında şeklinde birlik mesajı vermiş oldu.

Her zaman söylerim Orta Doğu kanlı coğrafya, burada her gün yeni gelişmeler olabiliyor. Peki bu kadar gelişme olurken Türkiye olarak biz hangi pozisyondayız? Bir yandan yapılan saldırı sonrası memnuniyet açıklamaları yapılırken ve kimyasal silah kullanımının olduğuna inanan açıklamalar gelirken, bir yandan da ülke olarak Rusya’ya yakın pozisyonumuz, olası belirlenen ittifaklar kısmında hangi bölgede yer alacağımız konusunda sıkıntı doğurabilir. Coğrafi konumumuz gereği tamamen tarafsız kalmamız zor görünüyor. Savaşın kimseye, özellikle de bize, bir fayda doğurmayacağı net bir şekilde görünüyor. Zaten büyük(!) ekonomimiz hakkında sanırım ayrıntılı söz etmeye tekrar tekrar gerek yok.

Bir de olası bir savaş cephesinde direkt bulunmamız, bizim açımızdan hayli olumsuz sonuçlar doğuracağı aşikar. Bana göre bu süreçte sonuna kadar itidalli duruşumuzu korumalı ve olabildiğince taraf olmaktan kaçınmalıyız. Ama Suriye’ye yapılan bu saldırı sonrası memnuniyet açıklamalarının hatta ve hatta operasyonun yetersiz kaldığı yönündeki bazı açıklamaların çok tehlikeli ve yersiz olduğunu düşünüyorum. Orta Doğu yıllardır bu kadar karışıkken, iç savaş yaşanırken, kendi içinde birlik olmakta zorlanırken, bizlerin olabildiğince bu tip savaş durumlarından uzak durmalıyız. Asıl korkum bu olayların dönüp dolaşıp bizi bulmasından… Bu kadar kendi içerisinde iki kutuplu bir ülke olmuşken, hafazanallah bir koparsak, bir daha kolay kolay kimse birleştiremez bizi…

Noyan Özalp

İlk Yorumu Siz Yapın

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir